Blog
Majesty: The Fantasy Kingdom Sim (2000)
Gelmiş geçmiş en kapitalist oyun ödülünü hak eden eser.
Yapım: Cyberlore Studios
Dağıtım: Microprose
Tür: RTS

Oyun dünyası yine bir değişim sürecine girdi. Yaklaşık 4-5 yıl önce başlayan bir furyayla RTS, FPS gibi bugün çok iyi bildiğimiz oyun türlerinin standartları belirlenmişti. Yine üç-dört sene önceki bir 3D furyası ile de Tomb Raider tarzı aksiyon oyunları katıldı aramıza. Ancak işleyen zaman içinde oyun türlerinin birleşmeye başladığına da tanık olduk. Hatta bu oyun ile ilgili olmasa da örnek vermek açısından denemek gerekirse, 3D RTS’lerin oynanış zorluğundan herkesin şikayetçi olduğu günleri hatırlarsınız. Neyse, dediğimiz gibi, zaman içinde oyun türleri içine oluşan bu karmaşanın şansımız var ki, bazı zamanlarda güzel aranjmanlar da çıkartabiliyor karşımıza.

Oyun türlerinin karışımlarını şöyle bir düşünelim. Ya da bunu yapabilmek için önce kabaca hangi oyun türlerinin mevcut olduğunu bir sayalım. RTS, FPS, 3D Aksiyon (aynı zamanda 3rd Person), Sıra Tabanlı Strateji, Simülasyon, FRP, RPG, Adventure vs. Şimdi de bu türlerin hangilerinin birbiri ile karışması durumunda güzel bir oyun ortaya çıkabileceğini düşünelim (ki bunu zaten bizden önce yapmış olduklarını piyasada bir sürü örneğini bulabiliriz). FPS-Adventure (aklıma oyun ismi gelmedi ama şimdi var biliyorum), 3D-RTS (son zamanlardaki RTS’lerden herhangi biri…), Simülasyon-RTS (Battle Zone veya Heavy Gear serileri mesela…), FPS-FRP, FPS-RPG (Daggerfall, M&M8, Ultima Ascension vs.), 3D-Adventure (Gabriel Knight, Phantom Menace vs.)
Hayat bir bilmecedir
Son aylarda ortaya çıkan oyunlardan, firmaların yeni bir tür denemeye başladığına tanık oluyoruz. RTS-RPG, RTS FPS karışımı olan bu oyunlara aslında kısaca RPS (Role Playing Strategy) deniliyor. Hemen tahmin edebileceğiniz gibi, RTS’lerin kaynak yönetimi ve RPG’lerin karakter yönetiminin birleştirildiği bu oyunlarla RTS’lerin içine düştüğü “kaynak topla-asker üret-sal bayıra meyusa kayna” açmazından çıkabileceği umut ediliyor. Ve samimi bir itirafta bulunayım, ben de öyle olacağına inanıyorum, ki elimize geçen türün ilk örnekleri de bu savımızı destekler gibi görünüyor.

Orijinal Interplay tarafından ülkemize getirilen, Microprose’un Majesty’si de RPS’ler için fena sayılmayacak bir başlangıç yapıyor gibi görünüyor.
Majesty herşeyden önce oynanış tarzı ile dikkat çeken bir oyun. Belki önce biraz konusundan bahsetmem lazım. Genç bir Kral olarak yönetmeye başladığınız ülkenin değişik bölgelerinde bin bir türlü bela ortaya çıkıyor. Ve göreviniz icatçı halkınızı mutlu etmek için söz konusu bölgeye yağmacı görevi atayıp vaziyeti berbat duruma getirmeye çalışıyorsunuz.
Ancak şimdi demin paragrafın başında giriş yaptığımız konuya geri dönelim, oyunun oynanışı alıştığımız RTS’lerden farklı. Aslında çok farklı. Alışılmış RTS’lerde bir göreve başladığınızda binalar kurar, kaynak toplar ve elitler çıkartıp birim üretirsiniz. Sonra ürettiğiniz birimleri gruplar halinde veya tek tek seçip, “şu oraya git, sen buraya git, sen şurada dur gelene geçene göz kulak ol, sen de şu düşmanı ana üssüne bir atakla, bakalım ne kadar gücün varmış, değil mi?” şeklinde emirler verirsiniz. Ve daha da kötüsü her emir eksiksiz yerine getirilir robot elemanlarınız bu dediğinizi hemen yapar.

Oysa Majesty’de bir göreve başladığınızda kalenizin etrafındaki halkınıza saldıran bin bir çeşit şeytan yaratığı veya düşman unsuru yok etmek için klasik yüzey yöntem yukarıda bahsettiğimiz klasik RTS anlayışından son derece farklı. Bir kral olarak, yapılmasını istediğiniz iş için bir fiyat belirleyip bir ödül koyuyorsunuz ve etraftaki askerleriniz, kahramanlarınız bu ödülü alabilmek için göreve talip oluyorlar. Haritada bir bölgeyi keşfetmek istediğinizde oraya gidip çift tıklayarak bir “explore” bayrağı dikilip, sağda çıkan menüden o iş için ne kadar ödül koyacağınızı belirliyorsunuz. Kısa süre sonra o ödülü almak isteyen kahramanlarınızın oraya doğru bir yarışa başladığını görüyorsunuz ki, onlar yarışırken harita da açılmış oluyor. Veya sağda solda dolaşıp elemanlarınıza saldıran bir düşmanın üstüne çift tıklayıp bir ödül belirliyorsunuz ve kısa bir süre sonra krallığınızdaki bütün ödül avcısı savaşçılar bu zavallının peşine düşüyorlar. Spotta da dediğimiz gibi, bu oyun herhalde bugüne kadar yapılmış en kapitalist oyun. Çünkü, paranı ne veriyorsan, bana derhal bu işi yapın şeklinde eğlenceli bir mantığı var. Hatta, bir işi daha önce yaptırmak istediğinizde, ödülünü artırmanız gerektiğini de söylüyorsunuz. Diyorum ya kapitalizmin kuralları sonuna kadar işliyor bu oyunda.
Aşk, kocaman bir yalandır
Elbette oyunun bir de kaynak yönetimi kısmı var ki, bu sistemi sevdiğimi de söylemeliyim. Gerçek bir krallıkta olduğu gibi, siz onu üretmekle bunu üretmekle, şunu toplamakla falan uğraşmıyorsunuz, halkınız sizin için gerekli üretimi yapıyor ve para kazanıyor. Size düşen sadece vergi toplamak ki, vergi tahsildarlarınız devamlı dolaşıp kapı kapı krain alacaklarını tahsil ediyorlar. Dolayısıyla bu oyundaki kaynağınız insanlar ve onlar da siz başarılı bir yönetim sergileyip koruyabildiğiniz sürece çoğalmaya devam ediyorlar.

Oyundaki binalar üç farklı kategoriye ayrılmış durumda: Utility, Guild, Temple. Utility türündeki binalarda genellikle bir şeyler üretilmekte ve bu ürünler oyundaki kahramanlar tarafından satın alınarak kullanılmaktadır. Mesela Blacksmith’de yeni silahlar araştırıp geliştirebilir ve üretime geçtiğinizde artık kahramanlarınız kazandıkları paralarla gidip yeni silahlar alabilirler kendilerine.
Guild ve temple sınıfındaki binalar ise kahramanların yetiştiği özel binalar. Warriors, Wizards, Rangers gibi tipleri ancak bu binalardan elde edebilirsiniz. Kahramanlarınız oyun ilk girdiklerinde birinci level, deneyimsiz bir savaşçı olmalarına rağmen eğer hayatta kalmayı başarabilirlerse kazandıkları her görevle biraz daha deneyim kazanıp sınıf atlıyorlar ve etraftaki düşmanların kabuslarına girebiliyorlar. Ancak ne yazık ki, kahramanların veya etraftaki herhangi bir birimin üzerinde direkt kontrolünüz yok. Ya da ne yazık ki demeyelim, iyi ki demek daha doğru olur. Çünkü sonunda, RTS’lerde karşılaştığımız, siz söylemeden hiçbir şey yapamayan sıkıcı birimlerden kurtulmuş oluyoruz böylece.
Para Herşeydir
Oyun ne yazık ki sadece 800x600x16 bit modunda çalışabiliyor. Ama buna rağmen grafikler son derece güzel ve canlı. Oyunun arabirimi ise son derece kolay ve kullanışlı. İnsan sıkan, boğan, karmaşaya yol açan RTS’lerin yarattığı RTS fobisinden kurtulmanızı sağlayacak kadar kullanışlı hem de. Dolayısıyla oynanış da zevkli ve sürükleyici.

Açılış introsuna özen gösterilmediği dikkat çekse de, oyun içindeki müzikler ve ses efektleri, görsel materyal, renkli haritalar, renkli ekranlar oyunun çekiciliğini artırıyor.
RTS severlere almalarını tavsiye edeceğim bu oyun sayesinde FRP-RPG hayranlarının da sayısının artacağını umarım. Gerçi fanatik FRP’ciler tatmin etmeyecek düzeyde olsa da oyundaki FRP-RPG tadının sürükleyiciliği ve bir oyun için olması gerekli en önemli faktör, yani eğlenceyi de körüklediği çok açık.
Alternatif
Magic & Mayhem
Grafikler
Renkli ve göz alıcı. Detaylı ve güzel. Oyunun grafik bakımından 85 puanı hak ettiği kabul edilebilir.
Ses ve Müzik
Oyun sırasında çalan müzik sürükleyici. Sesler de fena değil. Canavarlar tarafından yenilirken köylüler haykırıyor.
Oynanabilirlik
Majesty’nin oyun sistemi tamamen yenilenmiş, mükemmel olmasa da oldukça dinamik.
Atmosfer
Komedik temanın sahip olması gereken tüm özelliklere sahip. Koşuşturan halkınız ödülleri almaya çalışırken keyifli bir ortam oluşuyor.
Editör Notu: 86
Oynanışı bir tür devrim yaratmış ve RPG tadında bir RTS yaratmayı başarmış görünüyor. Karakterle biraz daha etkileşim sağlanabilseydi çok daha iyi olurdu.
Minimum: P166 MHz, 32 MB RAM, 250 MB HD, 4X CD-ROM, 2 MB DirectX, Video kart, Sound kart
Önerilen: P233 MHz, 32 MB RAM, 250 MB HD, 8X CD-ROM, 2 MB Video, Sound kart
Multiplayer: Var
Ekstra: Yok