Oyun inceleme

Unreal Tournament (1999)

Ne oldu bilemiyorum ama bir bir yerlerden bir düğmeye basmış gibi, tüm büyük firmalar birbirlerine sanki Internet üzerinden oynamaya yönelik FPS tarzı oyunlar yapmaya başladı. Şimdi düşünün, Internet bugün için hiç de hızlı sayılmaz, üstelik bu tür oyunlar deli gibi süratli bağlantılar yoksa orta derecelik bir hâl alırlar. Ateş edersiniz ve kurşunlar namludan saniyeler sonra çıkar. Vurulursunuz ve bundan bir saat boyunca haberiniz olmaz, çünkü ekranda donup kalmış olursunuz. Bol para harcayıp süper süratli hatlardan bir tanesini kiralarsanız bile pek fazla bir şey değişmez; çünkü genelde karşınızdaki oyuncuların çoğu gariban bir modemle hatta kalmaya çalışıyordur. Siz dönersiniz ama zayıf bağlantısı yüzünden ekranda donup kalmış bir elemanı kurşun doldurmayı pek eğlenceli bulmuyorum. Eğer bunlar AK-47’nin duvarındaki resimlere ateş ederseniz, neyse; işte uzun bir bekleyişten sonra Quake 3 ve Unreal Tournament geldi, ayrıca Team Fortress 2 ve daha kim bilir başka hangi gizli projeler de yolda. Hepsi de muhteşem grafikler ve hızlı Net oyunları sağlama vaadiyle piyasaya çıkıyor ama küçük bir eksiklikleri var. Oturup tek başınıza oynayabileceğiniz bir senaryoları yok. Sizi bilmem ama ben bir bilgisayar oyunundan bazı şeyler beklerim, bunlardan en önemlisi de beni tek başına eğlendirme ve düşündürme kapasitesinin olmasıdır. Biraz isim bırakmak için bile Net üzerinde dahi olsa kendime yabancı oyun arkadaşları aramak zorunda kalmak fikri beni rahatsız ediyor. Eh, pek sosyal bir insan olduğum da söylenemez.


Welcome To The Pit

Unreal Tournament uzunca zamandır beklenen bir oyundu. Özellikle Unreal’ın grafiklerini gördükten sonra programcıların neler yapabileceğini düşünmek heyecan vericiydi. Ancak tabii Multiplayer ağırlıklı olarak planlanması beni düşündürüyordu da değildi. Şunu söyleyebilirim ki her korkulan da, hem beklentilerimde bir miktar haklı çıktım, ama sonuç oldukça şaşırtıcı. Öncelikle şunu söylemeliyim, Tournament grafik yapısı tek kelimeyle muhteşemdir. Oyun, haliyle en detay seviyesinde çalıştırılabilmek için çok güçlü bir sistem gerektiriyor. En azından P2-400 işlemci, 128 MB RAM ve 32 MB TNT grafik kartı kullanmadan bu oyunu hakkını vererek çalıştırmanız zor. O zaman da oturup oyunun keyfini çıkarmak mümkün olmuyor. Tabii çok hızlı bir Internet bağlantısına ihtiyacınız olacak, ancak sadece Tournament değil, Multiplayer oynanan hemen hemen bütün oyunlar için geçerli. Ne kadar Tournament özellikle Net oyunları için tasarlanmış bir yapıya sahip olsa da, zayıf bağlantıları bertaraf etmeye yetiyor. Mesela bir Server olarak atayarak oyunları başlatıp, bir Network üzerinden oynadığımız için sürat oldukça tatmin edici bir seviyede kaldı. Ancak oyunların en dışından davetsiz misafirler bağlandıkça bazı gözlemler de bulundu; her ne kadar güçlü bir bağlantıya sahip olsanız da, katılan oyuncular düşük hız yüzünden pek bir şey yapamadılar, sonuçta çabuk sıkıldılar ve ayrıldılar. Burada “davetsiz misafir” lafı yanlış anlaşılmasın, Tournament çok gelişmiş bir arena motoruna sahip. Bu sayede Server olarak Net üzerinde devre giren herhangi bir bilgisayar olup bağlanmakla, kısıtlanıyorsunuz. Oyun siteleri dışındaki özel Server’ların ileride ne kadar cazip seçenekler sağlayacağını görürüz. Hatta cihazınız ve bağlantınız bir süre sonra sıkmaya başlıyor. Esasen Single Player modunun tek amacı bu tarz oyunlarda hiç tecrübesi olmayan bir oyuncuyu eğitmek. Bu sayede oyundan zevk alabilmesi için gerekli olan kavramları tanımasına yardımcı oluyor.

İkinci olarak Practice seçeneği herhangi bir haritada ve oyun tarzında karşılaşmalar yaratma şansı verecek. Burada kendinizi geliştirip, çabuk karşılaşmalarla oynamak istediğiniz gibi ayarlama imkânına sahip oluyorsunuz. Son olarak da tabii ki Internet ya da LAN üzerinde in-game ranking karşılaşmaları katılabiliyor. Bu sayede tüm karşılaşmalar boyunca, özellikle süre içinde bağlantısızlık sorunları anlamında sıkıntı çekmeyeceksiniz. Özellikle farklı seviyelerdeki oyuncularla eşleştiğiniz sorulara göre derecelendirildiğiniz bir yapı bulunuyor.

Road To Hell
Tournament size üç farklı oyun seçeneği sunuyor. İlk olarak Single Player modunda, kolaydan zora doğru karşılaşmalarla katlanıyorsunuz. Bu tarz oyunlar senaryo içermiyor, ancak sizi rakiplerinizle güç-kuvvetini anlamak için dövüşe sokuyor. Farklı sınıflardan elemanların mücadele katılması ve ilerledikçe silahların değişmesi gibi detaylarla süslenmiş. Fakat bir senaryonun olmaması ve işlerin hep arena karşılaşması düzeninde kalması, bazı oyuncular için yeterli olmayabilir.

Dark Side Of Aquarius
Doğrusu çok fazla oynamadım ama Tournament’ın en yakın rakibi olan Quake 3 oyununa göre, çeşidi açısından pek zengin değil. Farklı oyun türleri sunarak rakiplerine büyük fark atıyor; üstelik bu oyun türlerinin her birinin özel olarak hazırlanmış bir sürü harita mevcut. Yani oyunu tekrar tekrar oynamaktan sıkılmanız pek mümkün değil. Öncelikle tabii ki Deathmatch ve Team Deathmatch seçenekleri mevcut. Bunların ne olduğunu bilmiyorsanız o zaman zaten Tournament tarzı oyunlarla ilgilenmiyorsunuz demektir. Sonra karşı takımın karargâhından bayrağını çalmak fikri üzerine kurulu olan Capture The Flag geliyor. Benim en hoşuma giden tür olan Assault ise özel görevleri yerine getirmek fikrine dayanıyor; mesela bir helikopterden gizli bir trene atlayarak karşı takımın savunmasını yarmak ve treni kontrol altına almak gibi, üstelik zaman kısıtlaması da işin içine girince heyecanı daha da artırıyor. Bir diğer tür olan Domination ise basitçe “köşe kapmaca” mantığıyla oynanabiliyor. Bölgedeki kontrol noktalarını ne kadar çok tutarsanız o kadar çok puan kazanıyorsunuz. Last Man Standing ise adından da anlaşılacağı gibi kimin en son ayakta kalacağı fikri üzerine kurulu bir oyun tarzı. Her oyun tarzı için bir dizi özel haritanın olması, özellikle her tür için tasarlanmış uygun müzikler de atmosfere çok şey katıyor. Haritalar çoğu oyunda oldukça geniş ve detaylı, render edilen bölgeler net değil, bir yandan da çok iyi optimize edilmiş.

haritada Mars yörüngesindeki düşük yerçekimli bir uzay istasyonu üzerinde mücadele ederken, bir diğerinde derin deniz üssünde, bir başkasında ise eski bir yerleşim alanında geçiyorsunuz. Geniş haritayı öğrenmek ve uygun bir strateji geliştirmek önemli; çünkü özellikle çok oyunculu ortamlarda ölümü sık sık kabul etmek zorunda kalabiliyorsunuz. Özellikle Assault haritalarında başka türden otomatik savunma turret’leri “AI” kontrollü davranışları hiç affetmiyor.

Man Of Sorrows
Unreal Tournament son derece düzenli bir arınma sahip. İlk adımı bulmak kontrol paneli alt menüleri açarak istediğiniz her ayarı yapabilmenizi sağlıyor. Bir karşılaşmada haritayı etkileyen seçeneklerden tutun havaya kadar hemen her şeyi değiştirebilmek mümkün. Hazır yerleşimler mevcut, bu oyunda kullanılan her şey tamamen kullanıcıya bırakılmış durumda. Oyun tarzına göre uygun olan ayarları yapmak ve karşınıza çıkacak rakipleri ona göre belirlemek mümkün. Oyuna başladığınızda botlar, yani yapay zekâ kontrollü rakipler, belli bir düzeyde harita bilgisine sahip olarak ayağa kalkıyorlar. Siz oyunu ilerledikçe elemanlar ortamın gidişini sürekli öğreniyorlar, buna göre bir strateji geliştiriyorlar. Ayrıca siz ve diğer oyuncuların nasıl oynadığını bakarak kendilerini uyarlayabiliyorlar.

Accident Of Birth
Biraz da grafiklere ve ses efektlerine bakalım, doğrusu çoğu insan Quake 3 gibi fikirlerden daha iyi olacağını düşünüyor, haksız sayılmaz. Ancak fark sadece modellerdeki poligon sayısının daha fazla olmasından ve ışık efektlerinin daha bol kullanılmış olmasından kaynaklanıyor. Son noktada bence Quake 3 ya da Unreal Tournament birisi seçilmeye gelince hepsi yeterli karakterler olan türlerden biri.

Doğrusu böyle bir yapay zekâya gerek bir savunma karşılaşmasında oldukça etkileyici. Çünkü her ne kadar oyuncu yönetimi ne kadar program tarafından sınırlansa da, reaksiyon süreleri ve karar verme hızları sıradan bir insanın çok ötesine ulaşıyor. Quake 3 botları sizi yeni her an ilerlerken hareket ediyorlar gibi görünüyor; öyle ki arkalarında bir uzakta bile olsanız sizi algılıyorlar. Ancak Unreal için aynı şey söz konusu değil. Burada botlar çok daha gerçekçi bir şekilde davranıyor, örneğin saldırgan, gözcü ve destek gibi roller üstlenebiliyorlar. Bu yüzden rakibin davranışlarını programdan ayırt etmek bazen mümkün olmuyor. Tamamen hatasız bir makine gibi davranmıyorlar, bu da oyunu anlamlı derecede zor kılıyor.

Unreal ise çok daha derin bir gerçeklik duygusu veriyor; renkli ve ışıklandırmalı alanlarda bile karaktere çok daha fazla “ağırlık” hissi verebiliyor. Özel efektler son derece iyi kullanılmış; kurşunların uçuşu, patlamalar ve hızla gelen bir roket baş döndürücü. Özellikle son derece iyi kullanılan animasyonlar sayesinde, gözünüzü rakibin üzerindeki hareketlerden ayıramıyorsunuz. Efektler neredeyse gerçekçi bir film kalitesinde. Tabii silah da unutulmamalı; ilk Unreal’de ortaya çıkan silahlar burada biraz daha geliştirilmiş ve daha etkili hale getirilmiş. Dövüş mekanikleri tamamen yeni bir tat getiriyor.

Net bağlantısını sevdiğim, sıkıldığım zaman yarım saatlik ciddi bir dövüşmek için birebir. Bence bu tür tempolu arena oyunları zaman içinde çok daha iyi yerlere gelecekler. O yüzden Net bağlantınız olmaması pek sorun olmaz. Bana gelince, bu oyun sevimli olan senaryosu olan oyunlardan bıktığım anlarda eğlenceli bir alternatif sunuyor. Bu yüzden sabırsızlıkla Unreal 2’yi beklemeye devam ediyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir