Blog
SWAT 3 Close Quarters Battle (2000)
Dengesizliğin had safhada olduğu bir toplum, çivisi çıkmış bir toplumdur.
Ve denge, bir şekilde yolunu bulur.
Terörizm, teknoloji ve kapitalizmin içinden çıkılmaz karmaşıklıkta bir birleşme noktasına dönüşü, 20. yüzyılda ortaya çıkan bir olgu. Radikalliğin en uç noktasını yaşayan bazı ülkelerin, kendilerine düşman olarak gördükleri diğer ülkelere karşı kullandıkları görünmeyen sopa olarak da açıklanabilir terörizm. Belli sebeplerden dolayı dünyanın en “şanslı” ülkesi sayılan ve terörizmin her türlüsünün başına bela olduğu Amerika’nın polisi teşkilatı ise öyle bir birim var ki, teröristlerle olan karşılaşmasında ellerindeki silahlar ve emirleri, niye anneannelerini dinleyip, manitaracı olmaklarından vazgeçecek kadar bile vakit bulamazlar. İşte SWAT 3, bu özel birimi olabilecek en gerçekçi biçimde hayata geçiren bir takım simülasyonu. Ve işin özünde, bazı yönleriyle Rogue Spear’i gölgede bırakan ve türün birinciliğini onurlu paylaşılan muhteşem bir oyun.
Special Weapons & Tactics
SWAT 3, aslında bilgisayar tarihinin en eski serilerinden birisinin son halkası. Son aylarda zamanının çoğunu sonunun Rogue Spear’dan birçok yönden üstün, işin aslına bakılırsa neredeyse o kadar fazla ki, bu yazıyı en gelişmiş sırasında ister istemez aralarında karşılaştırma yapmak zorunda kalacağım.

2005 yılında Los Angeles’ta yapılacak bir nükleer silahsızlanma konferansında, böyle bir gündemin terörist faaliyetlerine davetiye çıkarması gerekmesiyle SWAT ekibini 16 zorlu göreve yolluyorsunuz. İlk görev, tam anlamıyla eğitim amaçlı, “tek görev”. Ortadoğu’da yaşayan birkaç adamı, Sovereign America adlı küçük tarikat üyelerini yakalamak gibi basit görevlerden sonra iş yavaş yavaş çirkinleşiyor. Açıkçası, 300 kişinin olduğu basit bir uçak düşmanlığı hadisesinden sonra eğitimi iptal alanında, komando mayın ve M16’larla karşılıklı eğitim sesleri ve ellerindeki SAM rampalarını görünce “ne oluyoruz?!” moduna girip elin ayağına bulaşıyor. Ve oyunu oynadıkça sizin de göreceğiniz gibi, patlak teröristlerden daha büyük bir tehlike…
Yönetiminizdeki ekip de SWAT takımından oluşuyor. İkişer kişilik iki tim, mavi ve kırmızı. Element Leader olan siz, göreviniz esnasında dört kişilik takımı en doğru, hızlı ve kararında biçimde yönlendirmek. SWAT 3’te panikle kapılan son ancak fırnarı gibi bir plastik torba oluyor, buna inanın. Rogue Spear’daki gibi iki timden birisi öldüğünde diğerini kontrol edemiyorsunuz. Ama SWAT 3’te, siz öldüğünüzde direk olarak Game Over. Bu yüzden iki kat dikkatli olmak için bir sebep daha.
Yere çök! Ellerini başının üstünde birleştir!
Oynadığınız Rogue Spear olmadığını size ilk hatırlatacak olan ilk nokta, silahsız gereken polisler. Yanlışlıkla rehineyi vurursanız, kaybedersiniz. Silahsız bir teröristi vurursanız, kaybedersiniz. Yanlışlıkla kendi adamınızı vurursanız, o da kafanıza bir mermi sıkar. Yaralı, ölü ve tutuklular bildirmez, üzerlerindeki silahları almazsanız görev sonunda puanınız düşer. Ve işte daha önce bilinmediği ilginç bir detay; rehinele karşılaştığınız operasyonlarda, silahını bırakıp teslim olan teröristleri öldürürseniz görevi kaybedersiniz. Eğitim oyunları ise dikkatlice okursanız, buna sebep olarak terörist saldırısına uğrayan sivillerin ruhsal durumlarındaki bozuklukları gösteriyor.

Benim daha önce haberdar olmadığım bu detay oyunda dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı. SWAT 3’ün bir aksiyon oyunundan ziyade bütün hareketlerinizi dikkatle tartmanız gerektiğini tam teşekküllü bir simülasyon olduğunu kesin ispatıdır.
Görevlerde dikkatinizi çekecek olan ilk nokta yanınızdaki adamların hayatta kalabilmeleri için gerekli taktikler. Dikkat etmezseniz Rogue Spear’da takımın diğer üyelerini çizgi dışına çıkarıp uyarı, plan hazırlığı ve minimum etki önlemleri dışında her türlü saldırıyı serbest eden bir sistem yok. SWAT 3’te adamlarınız aynı durumda kaldıklarında, teröristi yanınıza kadar takip eder, etkisiz hale getirir, bulundukları mekânı kontrol eder ve size ortamın “temiz” olduğunu bildirirler. Hareketlerinizdeki profesyonellik ve uyum, oyunun yapay zekâsını hazırlayan programcıya saygı duymanızı sebep olacak kadar akıllı. Kapalı bir kapının ardında durabilecek bir teröristin iki yanına, kapının arkasındaki olası tehlikeleri ekibe maruz kalmadan kontrol ettirerek içeri girmeyi kontrol edebilirsiniz. Diğerleri açıkta maksimum korunmayı sağlayacak pozisyonlarını almalı, taktiksel şekilde çevreyi kontrol altına getirmeliler. Her durumdaki sezgisel emir almaları bile kendi inisiyatiflerini en doğru şekilde kullanmalarını, kendi oyun oynama ve bir yandan hayatta kalmayı çalışırken, diğer yandan aradaki bilgileri adamlarınızı korumak zorunda birer araç olarak değil, yaptığınızın bilincinde profesyonel bir takım üyesi olarak hissetmenizi sağlıyor. Bu kesinlikle çok az oyunun yakalayabildiği bir duygu. Yalnız emirlerinizi yerine getirirken gösterdikleri mükemmellik, sıcak çatışma anlarında sürmeyebiliyor. Özellikle orta düzey ve üzerindeki zorluklarda, teröristlerin açtığı ilk ateşten sonra “We’re compromised!” diye bağırıp yere düşen takım arkadaşlarınızın peşinden teker teker içeri dalmalar ve çapraz ateş altında kalıp LA polisinin plastik torba bütçesine ayırdıkları miktarı arttırmaları çoğu kez saçımı başımı yolmama sebep oldu. Sanırım bu küçük çaplı yapay zekâ dosyası ile bu minik sorun da halledilecektir.
Aah! Beni Yakalamış Olmanız Hiçbirşeyi Değiştirmeyecek!
Oyunun bizi Türkiye ilgilendiren bir görev olması, şimdiye kadar ilgisini uyandırmadığım isteksiz okuyucuların dikkatini çekecektir herhalde. Oyuncu görevinde, bir ilkokuldan patlayıcı kurulu olduğu bir dükkânın bodrumunda bir Türkiye haritasının üzerinde kocaman çaplı gördüğümde, buna ilk bakışta anlam veremedim. Başı dönüp bitirmiş okuduğumda, görev senaryosunda Türkiye’nin bu bölümde “Cemil Kemal” (bu tipteki başlıca Türk isimlerini mi düşünürsünüz, cemaat mi düşünürsünüz, orası size kalmış) kaçıran teröristlerin yuvasını patlatmakla yükümlü olduğumu anladığımda yaşadığım şaşkınlığı tarif etmem zor. Buradan sizin çıkarmanız gereken sonuç: görevlerde karşılaşacağınız olaylar Unforeseen Events (beklenmedik olaylar).

Rainbow Six serisinin en büyük problemi bana göre görev öncesi için tatmin edici bir planlama aşaması olmamasıdır. Çizdiğiniz planın dosyadaki anlatımınıza göre çoğu zaman çalışmaması ve adamlarınızı mutlak manevralar kurmak için ayarlayabilecek hiçbir seçeneğin olmaması. Sierra bu problemi çok güzel çözmüş. Plan görev öncesinde yapıp “hazırla” dediğinizde, klavyeniz görev içindeki olaylar emirlerine anında hazır hale geliyor. Klavyeden 1–7 arasındaki tuşlar kullanarak ekibinizin arkasındaki timleri üzerlerine geçirebiliyorsunuz. Bir kapıya nişan almışken “Breach, Bang & Clear” (Aç, ses bombası at ve temizle) seçeneğini emrederek, askeri kapıya dayayıp “Mirror for Suspects” (içeri aynayla kontrol et) haline dönüyorsunuz. Bence bu sistem Rainbow Six’in planlama aşamasına göre çok daha kullanışlı. Bir kere alıştıktan sonra timlerinizle taktik emirleri verebildiğinize şaşıracaksınız. Yani, bu sistemde günün en büyük eksikliği, hemen her şeyi merkeze rapor etmek zorunda olmanız. Mesela bir odaya girdiğinizde rehineyi kurtardınız ama bir terörist öldü ve adamınız yaralandı diyelim. Hepsini tek tek merkeze rapor etmeniz gerekli. Etmezseniz bu oyunun kurallarına uymadığınız için puanınız düşüyor. Bütün emirler ve emirlere verilen cevaplar sesli olduğundan, bu oyunun bir tıkla trafiği sırasında hayati önem taşıyan başka mesajları kaçırabiliyorsunuz.
Şüpheli Binanın Ön Cephesinde, 2. Kat…
Biraz da teknik detaylardan bahsedelim. SWAT 3’ün grafikleri Rogue Spear’daki kadar da harika değil. Hatta, son zamanlarda oynadığım bütün oyunlar arasında en zayıf olanlardan biri. Görevler nispeten küçük ve kapalı mekânlarda geçtiğinden, çevre karakterlerin detaylarını gösteren detaylar abartılmamış. Ama animasyonlar için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Gerçi Rogue Spear oyunundaki karakter animasyonları SWAT 3’te göremediğimiz, ama bu SWAT 3’ün animasyonlarının kötü olmasından değil, Rogue Spear’ın bu konuda mükemmele çok yaklaşmış olmasından kaynaklanıyor. Yoksa SWAT 3’ün animasyonları da bayağı şık. Özellikle bir teröristi arkadan vurduğunuzda yere kıvranmasını seyretmek çok zevkli olabiliyor (ni hahah)!
Ses, evet SWAT 3’ün atmosferinin bu kadar bütün olmasının bir diğer sebebi de seslere gösterilen özen. Hem kendi kendinize, hem de sizin görev ekibinizle sürekli olarak sizi gözleyen dış ekipten gelen anonslar, oyunun atmosferini artırıyor. Diğer taraftan çatışma sesleri, silahların çıkardıkları sesler, rehine bağırışları, her şey yerli yerinde. Müzik de fena değil ama açıkçası Rogue Spear’ın askeri ve gayet-gazete edici müziklerini tercih ederdim.
Çevreyle interaktif açıdan Rogue Spear, SWAT’in eline su dökemiyor. Işıklar, duvarlar, açılıp kapanan kapılar, masa gibi aksiyonların dışında, beni kalbimden vuran bir büyük ihtimalle hepinizin içindeki kahraman ruhu uyandıracak olan özelliği söyleyeyim: Çevreyle doğru hızla ve kursunlarla birçok materyali delip geçebiliyorsunuz! Bunu ne demek olduğunu anlayabiliyor musunuz? Kendinizi riske atmadan, yanlı kullanarak leve SWAT timinin o komik biçimli aynasını da kullanabiliyorsunuz; duvarın hemen arkasında olduğunu gördüğünüz teröristi duvara sıkacağınız deliklerle çarmıha gerercesine serebiliyorsunuz. “Breach” ve “Saving Private Ryan”daki o ünlü sahneyi bilgisayarınızın derinliğine yaşayabilirsiniz. Anne onu düşüne gitti, psikopat dama vurdu, saldırgan akıl.
Şüpheli Görüş Alanında, Giriş Emri Bekliyorum…
Bir sonuca bağlamam gerekiyor yazıyı ama kendimi durduramıyorum. Bu kadar övdüğüm yerlerde göklere sığdıramadığım oyunun öyle bir eksiği var ki, söylemezsem sinirlerim bozulur. İkinci defa çok büyük bir hata yapmış olur ve vicdan azabından ölürüm. Bunca güzelliğe sahip olan bu oyunu multiplayer oynamazsanız yazık! Evet, yanlış okumadınız, kartlar dağılmadı; SWAT 3’ü arkadaşlarınızla birlikte oynamak istiyorsanız, avucunuzu yalamanız gerekecek. Nedir bu ya? Ben belki Mad Dog’u saklandığı duvarın arkasından seslenip tuzağa çekmek istiyorum. Cemil Kemal’i olduğu gibi kaz bombası gibi kapıyı üstüne kilitlemek ve dolabı zincirleyip, Bogaz köprüsünden aşağı atmak istiyorum. Tabii oradan kurtulursa kendisine “Abi, David abim benim” der ve sığıştığı çıkarırım. Ama böyle bir zevkten mahrumuz. Ne yapalım, oyunun bir notunu kıralım.
**Hedef Onaylandı…
Ateş Serbest… İyi Şanslar Çocuklar**
Sonuç olarak SWAT 3, iki yıldır bizi esir eden askeri simülasyonların en son ve büyük yol almış hali. Örneğin kendisine saygısı olan her silah askerinin arşivinde bulunması gereken bir oyun olarak sizlere öneriyorum ve bir teröristi daha ensesinden tutup yazıma son veriyorum.