Blog
Star Trek: Hidden Evil (1999)
Bilirsiniz Star Trek hayranlarını iyice şımarttılar. Her ay onlar için bir oyun çıkması kazan kaldırıyorlardı. Herhalde artık sayıyı birden ikiye çıkarmışlardır. Yok Flight Academy, yok Klingon Flight Academy, Spock çiftlikte, Picard şirkette, Cin Ali Enterprise’da gibi milyon tane versiyonu yapıldı Star Trek evreni oyunlarının. Bu ay da biraz geciktiğimiz bir Star Trek oyunu, Hidden Evil’i yazmayı uygun gördük, aksi takdirde ellerinde phaser’lar “Oyun piyasaya çıkalı onca zaman geçti, hala daha incelemediniz, cıbız yapalım mı sizi ha?” diye dergiyi basacaklardı. (Gerçi phaser hikaye, üstlerine Maddog’u saldık mı gıkları çıkmaz, hepsi mum gibi olurlardı ama yine de delikanlılık bizde kalsın.)

Bilmem Star Trek : Insurrection’ı seyrettiniz mi? Mürettebatımızın yeni bir gezegen keşfedip, federasyona başkaldırmak pahasına gezegenin barışçıl kolonisine yardım ettiği bu filmin bittiği noktada oyunumuz başlıyor. Yönettiğimiz karakter, anne babası bilim akademisindeki bir deney sırasında ölen ve Vulcan gezegeninde büyütülen (Tarkan-Kurt olayı gibi) genç bir insan. Arkadaş hem uçuş akademisini bitirip federasyonun genç subaylarından biri oluyor, hem de Vulcan’ın yeteneklerini elden bırakmıyor. Zaten oyunun hemen başında iki ufak antrenmandan oluşan bir ısınma bölümünü geçmek zorunda kalacaksınız. Bu görevlerin ilki de size dönük nöbetçiyi uyandırmadan nasıl Vulcan omuz sıkışı yapılır (hani şu Spock’un uygun sinir noktalarına dokunmak suretiyle bayıltma hareketi) onu öğretecektir. Bu arada oyunda ses açma kısmı dahil hiç bir options menüsüne, dahası tuş kontrollerine bile rastlayamayacaksınız. Yapımcıların neden böyle bir tasarım tercihinde bulunduğu konusunda inanılır bir fikrim yok. Ben yine de size yardım etmeye çalışayım, zira kontroller pek de karışık değil. Birden dörde kadar olan tuşlar sırasıyla phaser, tricorder, communicator gibi aygıtları elinize almanızı ve Vulcan dokunuşu yapabilmenizi sağlıyorlar.
1-Phaser :
Oyundaki silahınız. İleriki bölümlerde bir de Disrupter adlı gelişmiş modeli mevcut. 1 tuşu ile çıkarır, Space ile ateş edersiniz.
2-Tricorder :
Tarayıcı. Önünde durduğunuz objelerin yapısı hakkında bilgi verir. Bilgisayar sistemlerine girebilmenizi sağlar.
3-Communicator :
Federasyon filosunun kalplerinin üzerinde taşıdıkları, sıkılınca basıp muhabbet ettikleri malum arma. Kaptan Picard ve Data ile iletişim kurabilmenizi sağlar.
4-Vulcan sinir dokunuşu :
Dikkat çekmeden nöbetçileri saf dışı edebilmenizi sağlar.
Bunun dışında aldığınız eşyalar da sırasıyla numaralandırılacak ve hızlıca kullanabilmenize olanak sağlanacaktır. Tabii tuş envanterini açar. Buradan aynı zamanda görev bildirimlerini de öğrenebilirsiniz. Space tuşu action tuşudur. Shift ile de koşarsınız. Bitti, bu kadar.
İKİ KERE İKİ, KAPTAN KIRK ?
Oyunda Data’nın yanında bayılıyorsunuz. Kaptan Picard sizi gezegende kazı yaptıkları noktaya çağırıp getir götür işleri yapmaktan kalıyor. Ancak çok kısa bir süre sonra işler karışıyor. Yer yer phaser’ımızı yer yer Vulcan güçlerimizi kullanarak çözmemiz gereken bulmacalar, savaşılacak bir dolu yaratık, mistik harabeler bizi bekliyor. Bu haliyle Hidden Evil, hem adventure’ı hem de action’ı bünyesinde barındırıyor. Ancak ne yazık ki bu iki tarz arasındaki denge yeterince iyi kurulmamışa benziyor. Adventure sevenleri üzecek noktaların başında ise oyunda yer alan bulmacaların kolaylığı ve oyunun aksiyonunun çok yalın olması geliyor. Örneğin eski bir uygarlığa ait harabelerde bulduğunuz çeşitli tılsımlar, teleport cihazlarını çalıştırıyorlar. Ancak her teleport cihazını çalıştırmadan önce çözmeniz gereken bir bulmaca yer alıyor. Bulmacalar da şu: Yukarıdaki üç şekil içinden alttaki boşluğa uyanları sırasıyla seçmeniz gerekiyor. Hani kardeşlerimiz pek sevdiği bir oyuncak vardır. Küp küp şeklindeki boşluğa, üçgeni üçgen şeklindeki boşluğa yerleştirirsiniz. Eğer o oyuncak kullanılabiliyorsa (ya da ilaveten konuşalım), Son bir ayda okuduğum en güzel kitap listesine ise ısrarla Richard Bach’ın “Bir’ini ve Zamanda Yolculuk” adlı kitabı sokacam. Aşk ve paralel evrenlerle ilgilenenler için “Bir” çok güzel (önce RB’nin Sonsuza Uzaklar Köprüsü’nü okuyun ama). Zamanda Yolculuk ise benim hayatımı verdiğim bir konu ve bu konuda her türlü email, fikir, yazıyı, saçmalığı beklerim (valence@mail.net). İsteyenle de her türlü tartışmaya girerim, haberiniz olsun. Aklıma gelmişken aranızda Magic kartı satın almak isteyen var mı (Beta Berserk mesela)? Peki, ilginç bir şeyler size: Şu anki karar ve davranışlarınızın geçmişinizi etkilediğine dair çok ciddi bir teori olduğunu biliyor muydunuz? (ho, nasıl yani demeyin, biraz quantum mekaniği okuyun). Son olarak ise hatırlatmak istediğim, bazen sevdiğini söylemenin birisini sevmekten, çok daha zor olduğu gerçeği (yanılıyor muyum, güzellik?)

Picard ve Data hariç öyle pek fazla bir etkileşiminiz yok çevreyle. Gerçi oyunun başında konuşabileceğiniz birkaç karakter var ama onlar da sanki garnitür olsun diye ortama konulmuş gibiler. Hem oyun akışı üzerinde fazla etkileri yok, hem de konuşma seçenekleri olmadan, dümdüz belli bir konuşmayı sürdürmek zorundasınız. Picard ve Data ise ya size yeni bir görev vermek için, ya da sıkıştığınızda communicator ile bağlantı kurduğunuzda birkaç ipucu vermek için ağızlarını açıyorlar.
DÖRT EDER, MR. SPOCK.
Gölgelerin aksiyoncularını neden sinirlendirecekler. Öncelikle oyunda size zarar verebilecek şey yalnızca düşmanlarınız, yüksekten düşerek, oranızı buranızı kırmanız değil. Bir boşluğun kenarından uzun ve ilerleyin. Çünkü oyunu hazırlarken bu tip platform-Beceri detaylarını bir kenara bırakmışlar. Zaten sıçrama dahi yok. Bakın bu konuda itirazım olmayacak, çünkü oyuncuyu bir de incecik köprülerden, yarıkların kenarından geçerken uğraştırmak istemeyip oyunu daha çok silahlı mücadele ve karakter etkileşimleri, araştırma üzerine yığmak isteyebilir yapımcılar. Gelin görün ki silahlı mücadele de gayet ezik işliyor. Bir kere nişan almak söz konusu değil. Phaser’i çıkarıp hedefe dönerek hedefin üzerinde sizin nişan imlecinizin çıkmasını beklemeniz gerekiyor. Ayrıca silah çeşitliliği yok ve phaser da seri ateş edememesi nedeniyle zaman zaman yaratıklara karşı çok ağır kalıyo
ÇOK MANTIKLI KAPTAN KIRK.
Mekanlar pre-rendered, çizimler sabit. Yani Alone in the Dark serilerinde olduğu gibi karakteriniz ekran dışına çıktığında ya da uzak bir köşeye gittiğinde başka bir sabit kamera açısına geçiliyor. Bu konuda oyunu grafik tembelliğiyle suçlayabiliriz belki, ama mekanlar bu eksiği gideriyor. Gerçekten derinlik sahibi ve görkemli tasarımlar var, hareketli kamera belki bu ihtişamı yakalayabilirdi. Benim problemim arka planla değil, karakter çizimleri ile. Yüzler başarılı, örneğin Picard’a bakıp “Aa, Picard” diyebiliyorsunuz, ancak vücut animasyonları çok zayıf. Özellikle diğer karakterler sizinle konuşurken en ufak bir mimikten yoksunlar. Vücut kaskatı, hazırda konuşuyor gibiler. Müzikler konusunda ise oyunun hakkını vermek gerekiyor. Olaylar ve ortam değiştikçe fon müziğindeki başarılı geçişler, uygun atmosferi çabucak yaratıyor. Tek eksik ana menüye geçişte müziğin kesilmesi. Çünkü oyunun bir çabuk-save tuşu yok. Bu nedenle de her defasında menüye çıkıp save etmek zorunda kalacaksınız. Ama bu sırada müziğin susması bir iki saniye için bile olsa, sizi yakaladığınız havadan soğutabiliyor. Seslendirmeler tahmin edeceğiniz gibi Data ve Picard’ı canlandıran aktörler tarafından gerçekleştirilmiş. Bu nedenle her şeyi çok açık ve net duyuyorsunuz. Bilirsiniz ki Star Trek’te herkes sakin, kararlı ve mantıklı konuşur. Bu çoğu yerde büyük bir avantaj, çünkü ne yazık ki oyunda altyazı seçeneği yok, neyse ki İngilizceniz idare eder durumdaysa olan biteni rahatlıkla takip edebilirsiniz. Ancak kimi durumlarda da bu tonlama bir handikap haline dönüşebiliyor. Örneğin Kaptan Picard ile oyunun hemen başında communicator’dan yaptığınız konuşmada o sanki “Çaya davetliyim” der gibi “Saldırı altındayım.” diyor. Bizimkiler de biri zaten insan değil, diğeri de Vulcan mantığını iyice sindirmiş, tüm heyecanını yenmiş; aynı rahatlıkla yardıma gidiyorlar. Size de “Arkadan lazer sesleri geliyor ama herhalde Kaptan phaser’ini açıp kapatıyordur, meraklanacak bir durum yok.” diye söylenmek düşüyor.
Oyunda toplam dokuz bölüm var ve çok fazla uğraşmadan tıkır tıkır ilerleyebiliyorsunuz. Hem aksiyon, hem adventure yapalım derken iki türü de pek fazla zorlaştırmaksızın karıştırmışlar. Konu akışı bu denli düz olmayıp, bulmacalar düşünmeye zorlasa, çarpışma sahneleri geliştirilse yalnızca Star Trek takipçilerine değil, pek çok oyunsevere hitap edebilirdi. Bu şekliyle yalnızca ilgilenenlerin alıp biraz çaba gösterip bitirmelerini,
Star Trek rafına kaldırmalarını, diğerlerinin başka taraflara bakmalarını öneririm.
Alternatif
Dracula
Atlantis 2
Editör Notu: 62
Grafikler
Arka planlardaki başarı, kendi hareketli objelerini gösterememiş. Vasat, Star Trek’den daha iyisini beklerdik.
Ses ve Müzik
Müzikler atmosferik, olay akışına uygun hazırlanıp yavaşlayan tempo çok sürükleyici.
Oynanabilirlik
Bulmacalar ve akıcılık basit, ancak sizi yer yer itebilecek ve özellikle savaşlarda zorluk yaratacak kadar fazlası yok.
Atmosfer
Müzikler ve oyuncu sesleri sürekli elinizde tutulacak cinsten değil. Ama Star Trek seviyorsanız kayıtsız da kalamazsınız.
Minimum: Pentium 200, 32 MB bellek, 225 MB harddisk alanı
Önerilen: Pentium 300, 64 MB bellek, 225 MB harddisk alanı, 3D Ekran Kartı
DirectX 6.0 ve üzeri
Multiplayer: Yok
Extras: Yok