Blog
Mission Impossible (1999)
Bu yazı beş saniye içinde kendisini imha etmeyecektir. Sindirerek okuyabilirsiniz…
Yapım: Sony
Dağıtım: Sony
Tür: Aksiyon
Görüntüye Tatil manzaraları gelir. Olan bitenden habersiz yazar, memleketinde büyüklerin ellerinden, küçüklerin yanaklarından öpmekte, (bu arada tüm okuyucuların geçmiş bayramı hayırlı, uğurlu, kutlu olsun!) dönünce yazacağı yazılar için dört gününün daha olduğunu düşünmekte, için için tutmaktadır. Yazarın yüzüne bir gülümseme yayılır, ekran kararır.
Jenerik…
Dm di dim di dim dim dim dim di dim di dim dim (Arka plandaki o pek bildik müzik eşliğinde yazı işleri müdürü titli ya… “Filti yazanak ilerlen ekran dan tüm yazı işlerinin adları geçer. Filti tam yazarımıza ulaşmak üzereyken ekran yine kararır.”)
Başlıyoruz…
Yazar züccaciye dükkanına girer, “Sizde hiç kristal yazı işleri müdürü heykeli var mı?” diye sorar. Tezgahtar kız “Aradığınız sağdaki rafta.” der. Yazar sağdaki rafta bulunan mini bilgisayarı alır. Şifreyi girer, parmak izi testini geçer. Açılan bölümden çıkan CD’yi sürücüye yerleştirir. “Patron konuşmaktadır:
“Merhaba Yazarın kod adı güvenlik nedeniyle verilemiyor. Tatilden yeni döndün ama bilmem biliyor musun dergiyi iki gün içinde bitirdik, bitirmedik, sen bittin. Al sana beş tane yazı, 36 saat de süre! Senin görevin***, tabi kabul etmek zorundasın, teslim süresini bir dakika bile aşmamak. Her zaman olduğu gibi yazıları yazarken sana ya da arkadaşlarına bir şey olursa eylemlerinizden habersiz olduğumuzu belirteceğiz. Bu disk beş saniye içinde kendi kendini yok edecektir. İyi şanslar ***”
BU DİSK…
Yalanım varsa n’oliyim, olay aynen böyle, ben de havaya girmek için MI’ın müziğini dinleyip duruyorum. Zamanım da çok ama çok az, hemen anlatmaya başlayayım.
Oyunumuz sezdiğiniz üzere – bence gelmiş geçmiş en başarılı dizilerden olan MI’ın Playstation uyarlaması. Yapımcı firma infogrames’ın oyunun konusu, demosu ve müzikleri için pek de yaratıcı bir düşünce gereksinimi olmadığını tahmin edebilirsiniz.
Ezbere bildiğimiz müzik eşliğinde izlediğimiz açılışın ardından ilk görevimize atılıyoruz. Menü ekranında göreve katılacak ajanlar ve haklarında kısa birkaç not, görevde kullanılacak alet ve silahlara ait bilgiler ve briefing yer alıyor. Bu bilgilere oyun esnasında dilediğiniz anda da ulaşabilirsiniz, ancak tüm bunlar Briefing dahil sizleri oyuna ısındırmak için sunulmuş bilgiler, pratikte pek fazla bir yararları yok. Briefing yalnızca görevin ana hatlarını belirtiyor. Asıl işinize yarayacak olan yine menüden görebileceğiniz “Objectives” seçeneği.
Buradan görevlerinizi madde madde görebilir ve hangilerini başardığınızı kontrol edebilirsiniz. Ana menüde oyunun ayarını da belirledikten sonra ilk görev yerimiz olan Rusya’ya uçabiliriz. “Possible” ve “Impossible” olmak üzere iki zorluk seçeneği bulunuyor. Umarım “possible”ı seçip oyunun namına gölge düşürmezsiniz.
(Bu seçeneği işaretlediğinizde objectives menüsünde bir kaç maddenin azalmış olduğunu göreceksiniz. İsterseniz silinmiş görevleri de yerine getirebilirsiniz, ancak size ne yararı olur ne zararı. Sadece zoru başarmış olmanın verdiği eziklikle başbaşa kalırsınız.)
Göreve başlamadan hemen önce briefing son bir kez ekrana gelecek. Ama Commandos’da olduğu gibi neyin nerede olduğunu belirten görüntülü bir briefing almanız mümkün değil. Bulmanız gereken bina ya da kişiler size görev sırasında Cim’in telsiziyle bildirilecek.
Rusya’da elçilik binasında bir davete katılıyorduk ve sağlı sollu yaklaşan muhafızlara görünmek zorundaydık. Gerçi havalandırma çıkışlarına duman jeneratörlerini davetlilerin burnunun dibinde yerleştiriyorduk ve onların gözünden ırak, ama olsun, o kadarcık kusur kadı kızında da olurdu. Davetçi diğer ajanları bulup onlardan malzemelerimizi temin etmek, aynı zamanda peşimizdeki bizi kalıcı ile atlatmak zorunda olmak… İkinci görev daha çok adventure’ı andıran bir bölümde ve her şey kafamdaki “Görevimiz Tehlike”ye tasarımdı. İkinci kısım ise bol miktarda aksiyon içeriyordu, ancak motoruna karşın, çevreyi ve etkileşimleri, zorluğu ustaca değiştirerek karşımıza dikilen düşmanları bir bukalemun gibi kılıktan kılığa girerek beni şaşırtacaktı! (Aferin mi ona!)
…YOK EDE…, NEYSE BOŞVER!
Eklemek istediğim son bir detay daha: Oyunun yapısı oldukça esnek, olmazsa olmaz diye bir şey yok! Örneğin bir adventure’da yolu tutan bir adam varsa o yoldan bir çözüm bulana kadar geçemezsiniz. Oysa MI’da aynı durum sözkonusu değil. Size resepsiyona inmenizi söyleyen görevliden yardım alabilir ve o size ikinci uyarısını yapmadan işinizi hızla halledip geri dönebilirsiniz. Ya da saf dışı bırakmanız gereken kişiyi mutlaka size bu iş için verilmiş silahla vurmanız şart değil. Eğer yumruklarınıza güveniyorsanız pencereden bir alternatifiniz olmasın!
Değişken ve esnek bir oyun yapısı, özlediğimiz Cim Phelps ve dim di dim di dim dim dim… Görevimiz Tehlike, son zamanlarda oynadığım en iyi konsol oyunu mu bilmem ama, uzun zamandır yarış ve dövüş oyunları içinde daralan bünyeme getirdiği farklılıklarla yepyeni bir tat verdiği açık. 5,4,3,2,1… O kadar.
…BEŞ SANİYE İÇERİSİNDE…
Açıkçası ilk bölümü bitirdiğimde oyunu kolay ve kötü bir commandos benzeri olarak nitelendirmiştim. Görevimiz tehlike dizilerinde hiç eksilmeyen heyecandan, gerilimden uzak bir bölümdü, daha çok görüntü bir askeri operasyon havası taşıyordu. Yapmamız gerekenler için zihnimizi zorlamamız gerekmiyordu, çünkü Cim uydu bağlantısıyla tüm operasyonu takip ediyor ve “Radardan beyaz renkli nokta olarak görünen binaya gir!” gibi mesajlar veriyordu. Ayrıca görünmenin hiç bir önemi yoktu. Commandos’da “Ein Felesta” sesini duyduğunuz anda görülmüş demekti ve işiniz bitmişti. Oysa burada ne öten sirenler, ne de dört bir yandan koşan nöbetçiler vardı. Size ateş eden nöbetçiyi vurmayı bir yana bırakın, hızla koşmanız bile bölümü devam etmek için yeterli oluyordu. Bu ağır da cıvaydı. Örneğin az önce bahsettiğim gibi ateş altındayken ekip arkadaşınıza istediklerini verirken nöbetçi ateşi kesip sizin karşılıklı konuşmanızı bitirilecek ve radarınızda renkli noktalar olarak yer alacak. Oyun third person olarak tasarlanmış, ancak yer yer first person görüş açıları da kullanabilmenize olanak sağlanmış. Teknoloji de dizidekinden biraz daha ileride. Örneğin, bilmem hatırlar mısınız, ekipten kimlik değiştirme uzmanı birisini taklit edeceği zaman özel bir aletle kişinin fotoğraflarını, bilgisayar yardımıyla hazırlanmış üç boyutlu yüz yapısını girer; alet de o yüze uygun bir kalıp hazırlar, plastik bir maske üretir. Oyunda ise “facemaker” adlı alet, taklit etmek istediğiniz kişiyi bayılttığınız anda aynı maskeyi hazırlayabiliyor.
…KENDİ KENDİSİNİ…
İkinci bölümün ilk kısmı (Bu arada oyunda toplam beş bölüm var ve her alt bölümlerden oluşuyor. Toplam yirmi alt bölüm oynuyorsunuz.) tam istediğim gibiydi. Zorluk yine çok yüksek tutulmamış ama bu kez ortam tam arzu ettiğim gibiydi. Ancak ilk bölüm gibi yavan değildi, zordu, adımlarınızı çok dikkatli atmak ve çok çabuk olmak zorundaydınız. Bol bol platform ve yakın mesafede çatışmaya hazır rakipler, labirentlere benzer bölüm yapısıyla bu kez de karşımda “Tomb Raider” benzeri bir oyundu. Bu kadar da fazlaydı artık! Karşımdaki oyun hem beni küçüklüğümün o bayıldığım dizisine götürecek, hem önyargılarımdan utanmamı sağlayacak, hem de değişmeyen
Grafikler
Beklenenin verecek derecede detaylı, hareketli, temiz. Etkileyici grafikler, sorun yok, hoşunuza gidecektir.
Ses ve Müzik
Klasik jeneriği zaten geçtim, bölüm içi müzikler de atmosfere çok uygun, havaya gireceksiniz.
Oynanabilirlik
Müzikle çok iyi desteklenmiş, biraz da dizinin getirdiği etkiyle çok iyi oturmuş bir aksiyon oyunu için çok iyi.
Atmosfer
Dengeli değil; kimi zaman bir kaç dakika, kimi zaman saatler verebileceğiniz bölümler var.
Editör Notu: 82
- Oyuncu sayısı: 1
- Memory blok: 1
- Analog joypad desteği: Var
- Dual shock desteği: Var
- Link desteği: Yok
- Mouse desteği: Yok
- Direksiyon desteği: Var
- Multitap desteği: Yok
- Tabanca desteği: Yok
- PC Versiyonu: Yok