Oyun inceleme

Gabriel Knight 3: Blood of the Sacred, Blood of the Damned (1999)

Eskinin tadı yenilerde yok sözünü ispatlarcasına, Gabe, üçüncü ve en yavan macerasıyla karşımızda.

Yapım: Sierra Studios
Dağıtım: Sierra
Tür: Adventure


Bundan bir iki yıl öncesine kadar adventure oyunlar üzerine hiç düşünmemiştim. Çünkü bu türün sevilmeyeceği gibi bir olasılık söz konusu değil benim için. Bu soru ilk kez Sanitarium’u üçüncü kez oynarken geldi aklıma. Önce yaptığımın çok saçma olduğunu, ciddi yeni bir adventure alabileceğimi düşündüm, sonra bunu yapmayacağımı farkettim, çünkü uzun zamandır yeni ve iyi bir adventure çıkmadığını farkettim, son olarak da “aaa” dedim “niye ki?”

Her neyse, o zamandan beri her yeni adventure oyunu yazımda geride kalan iki kara yıldan bahsederek başlamakdan vazgeçme zamanı geldi artık sanırım. Çünkü anlaşılan o dönem sona erdi ve artık bu yazılara başlarken öncekilerden değişik bir giriş yapmak güçlük çekiyorum. Ama bu seferlik de kurtarmış oldum neyse ki.

Gerçekleri oynuyoruz… bütünüyle olmasa da!

Gabriel Knight: Blood of the Sacred, Blood of the Damned’in hikayesi adventure türünün ve özellikle de Gabriel Knight’ın tescilli ismi Jane Jensen’in elinden çıktı. Dolayısıyla daha oyuna başlarken kendinizi bir konuya, akıcı ve sürükleyici bir hikayeye hazırlayın. Ama önceki GK’ları oynadıysanız bu hazırlığı biraz daha kısa tutabilirsiniz çünkü her ne dense Bayan Jensen öncekilere kıyasla daha yavan bir iş çıkarmış. Öte yandan herhangi bir adventure oyunuyla kıyasladığımızda pek çok yönden üstün olduğunu kanıtlayacak kadar başarılı.

Her şey Gabriel’in bir gece Albany Prensine yaptığı ziyaretle başlıyor. Prensin şimdilik bilemediğimiz bazı güçlerden etkilendiğini ve biricik oğlunun kaçırılmasından endişe ettiğini öğreniyoruz. Olabilecekleri önlemeyi ve araştırma yapmasını için Gabriel’in yardımını istiyor Prens. Ama bu, korktuğu şeyin başına gelmesine engel olamıyor ve oğlu kaçırılıyor, hem de Gabriel’in görev başında olduğu gece. Sonuç olarak çocuk hırsızlarının peşine düşüyoruz ama kafamıza yediğimiz okkalı bir darbeyle vazgeçiyoruz bu hareketimizden. Gözlerimizi açtığımızda Rennes-le-Chateau (bu ismi bu yazıda ilk ve son kez yazıyorum, bir daha uğraşmayacağım haberiniz olsun) isimli turistik bir Fransız kasabasındayız. Bir otelde buluyoruz kendimizi hem bu kasabayı nasıl geldiğimizi, hem de prensin çocuğunu kaçıranları bulmak için çalışmalara başlayan Knight, Gabriel Knight kısa süre sonra buranın pek de göründüğü gibi kendi halinde ufak bir yer olmadığını anlıyor. Otelde bulunan turist kafilesi, kasabanın geçmişi, herkes tarafından sözü edilen ama kimsenin hakkında bir şey bilmediği gizli bir hazine, fısıltı halinde dolaşan vampir hikayeleri ve tüm bunları çevresinde gelişen esrarengiz olaylar adamımızın sandığından daha karmaşık bir durumda olduğunu anlamasını sağlıyor.

Jane Jensen’in bu hikayeyi yazarken tarihi gerçeklerden yola çıktığını, ayrıntılar üzerinde ciddi araştırmalar yaptığını ve Fransa’daki bu kasabanın gerçekten de hikayede anlatıldığı gibi esrarengiz olduğunun altını çizelim. Sonuç: Oyun deyip geçmeyin!

Üç günlük dünya için değer mi?

Hikaye topu topu üç günlük bir zaman dilimini kapsıyor. Yani baş ağrısı kendinize gelip bütün macerayı tamamlamanız aslında geçen süre son derece kısa. Oyun günlere ve günler de belli saat aralıklarına bölünmüş olacak. Belirlenen saat aralığında yapabilecekleriniz sınırlı olacak ve zaman yaptığınız her hamlede ilerleyecek. Yani yeni bölüme geçiyorsunuz. Bu bakımdan ele alındığında GK3’ün son derece lineer ilerlediğini, yani olayların da baştan önceden belirlenmiş bir sırayı takip etmek zorunda olduğunu söyleyebiliriz. Birden fazla zaman dilimine atlayabileceğiniz bazı adımlar da olacak ama bu oyunun geneldeki durumu değiştirmiyor.

Etkileşim

Gabriel’in ortamla ve diğer insanlarla etkileşimi son derece iyi kurulmuş. Herhangi bir nesneye tıkladığınızda klasik olduğumuz gibi yakından ne olduğunu söyle, düşün, elindeki nesneyi üzerinde dene gibi seçeneklerin yanında sadece o nesneye özel bir seçenekle de karşılaşabiliyorsunuz. Bu işinizi kolaylaştıran bir şey. Belki bir nesneye tıklarken aklınızdan geçmeyen bir şeyle karşılaşmak kendinizi kötü hissetmenize, hile yapmış gibi utanmanıza neden olabilir ama bence suçlu bulunmaya gerek yok. Oyunun bulmacaları zaten yeterince zor, dolayısıyla bazı noktalarda böyle ufak ipuçları kullanmanın hiçbir vicdani problem yaratması gerekmiyor, rahat olun. Topladığınız eşyaları ulaşmak, onları kullanmak ya da hatırlamak da gayet basit. Açıkçası oyunun 3D olmasından kaynaklanan sorunlar dışında Gabriel Knight 3’ün oynanabilirliğinde aksayan hiçbir nokta yok.

Fakat bu durum oyunu bir türlü oynayamamanızı, geçeni değiştirmeyecek. Bir süre “Gabe’in ‘Nope, those do not work together’ diyen sesi kulaklarınızı süsleyecek çünkü bulmacalar gerçekten zorlu şeyler. Hele de oyunun özüne oynuyorsanız ve karşınıza çıkan her şeyi ince eleyip sık dokumayı tercih ediyorsanız GK3’de pek şansınız yok. Özellikle hikayenin konusunun oldukça ağır başlıklar altında hristiyanlık, tarih, efsaneler gibi toparlanması ve büyük olasılıkla düğümü çözecek kavramlar hakkında fazla bilgi sahibi olmamanız zorlanmanıza neden olabilir. Bazı bulmacalar gerçekten de ansiklopedik bilgi birikimi gerektiriyor ve böyle bir altyapınız yoksa bir süre oyunu içinizde öğrenerek ilerlemek zorundasınız. Neyse ki bu işler için son derece kullanışlı bir yardımcı sözlük, Sidney adında bir laptop. Elde ettiğiniz verileri analiz etmek, araştırmak için kullanabildiğiniz bu bilgisayar aynı zamanda bir ansiklopedi görevi de görüyor. Oyunun içinde geçen ve araştırmanız gerektiğini düşündüğünüz kavramları Sidney’e sorarak öğrenebilirsiniz. Bunun dışında kasabada ve yakın çevresinde yaptığınız turistik gezilerde neredeyse sırat tarihi derslerini andıracak dikkatli bilgiler edineceksiniz. Gabriel’in özellikle kilise heykelleri ve resimler hakkında yaptığı eğlenceli yorumlar da olmasa dersler birazcık iç sıkıcı olabilir.

Aslında bu hikayenin kahramanı Gabriel olarak ilan etmek büyük haksızlık olur. Çünkü oyunun yardımcı karakterlerinden biri olan Grace Nakimura’yı da yöneteceksiniz. Üstelik aksiyona neredeyse bütün düğümleri Grace çözeceğini hatırlayacak olursak Gabe’in tıpkı büyük patronlar gibi hiçbir sorumluluk almadan ortalıkta dolaşıp sonra da bütün başarıları sahiplenildiğini düşünebiliriz. Ama yine abartmış oluruz. Bu durum da özel katkılarından dolayı Sidney’e de teşekkür etmeyi unutmayalım.

Bitiriyoruz!

Bana kalırsa oyundaki ayrıntılar üzerine söylenebilecek çok şey var hâlâ. Ama hepsinin dönüp dolaşıp bağlanacağı yer hikayenin yaratıcısı Jane Jensen olacak. Bu yüzden belki de gevezelik etmeyip, detayları oyunu oynarken kendi kendinize keşfetmenize fırsat vermek ve sadece keşfettiğiniz o ince güzelliklerin arkasında başarılı bir yazarın olduğunu hatırlatmak yeterli. Gabriel Knight 3: Blood of the Sacred, Blood of the Damned tek başına ele alındığında gayet başarılı ve özlediğimiz türden bir adventure ama önceki oyunlarıyla kıyaslayacak olursak notunu kırmak zorunda kalıyoruz. Ama o kırdığımız puanları da rahat kullanarak geri verebiliriz. Çünkü sonuçta ister eski bir Gabriel Knight hayranı olun, ister adını ilk kez duyuyor olun, aradığınız şey bir adventure ise Gabriel Knight 3: Blood of the Sacred, Blood of the Damned’i edinmeye bakın.

Alternatif

Grim Fandango

Discworld Noir

Last Express

Grafikler

Bu adventure haliyle bile grafikleriyle göz dolduruyor. Birkaç FPS’yi feda ediyorsunuz.

Ses ve Müzik

Özellikle ara demolarla birlikte giren müzikler gayet başarılı.

Oynanabilirlik

Zaman zaman yavaşlığına ses çıkarmasanız da genel olarak sorunsuz.

Atmosfer

Kendinizi Gabriel’in ya da Grace’in özdeşleştireceğiniz kadar derinlikte bir hikâye.

Editör Notu: 88

Minimum: Pentium 166, 32 MB Bellek, 4 MB Harddisk Alanı, 2x CDROM, 4 MB Video Kartı
Önerilen: Pentium 266, 64 MB Bellek, 400 MB Harddisk Alanı, 4x CDROM, 8 MB Video Kartı
Grafik Desteği: Direct 3D ve Software
Maksimum: 1024 x 768 çözünürlük
Multiplayer: Yok
Extra: DirectSound 3D, Aural 3D

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir