Oyun inceleme

Crusaders of Might & Magic (1999)

Crusaders of Might & Magic

Might and Magic dünyası bu defa üç boyutlu olarak önümüze geliyor, başrolde de Drake diye bir maceracı var…

Yapım: 3DO
Dağıtım: 3DO
Tür: 3rd Person


Bilgisayar oyunlarıyla biraz ilgilenen herkes bilmelidir ki Might and Magic ismini duymuştur şüphesiz. 3DO firması uzun süredir bu isim altında çok çeşitli oyunlar çıkarıyor. Mesela Heroes of Might and Magic üçlemesini bilmeyen strateji meraklısı yoktur, öte yandan şu sıralar serinin piyasaya çıkmak üzere olan Might and Magic adlı 3D macerası da meraklılar tarafından ilgiyle takip edilir. Tüm bu maceralar hep 3DO firmasının Might and Magic oyun dünyasında geçmektedir, üstelik yapılan oyunlar gerek yapısı açısından pek çok ortak noktaya sahiptir.

Kim bilir, bu serilerin bu kadar çok tutulmasının sebeplerinden biri belki oyunun akla devamlı olarak tanıdık bir dünyada geçen benzer maceralar sunmasıdır. Neyse, şimdi önümüzde duran oyun ise bugüne dek alışılmış Might and Magic oyunlarından oldukça farklı: Crusaders of Might & Magic.


Kılıcın keskin mi?

Might and Magic serilerinin oynayanları bilirler, 3DO’nun bu oyunlarda kullandığı grafik motoru yıllardır neredeyse hiç değişmemiş, geliştirilmemiştir. MM-6’dan beri aynı oyun kodunu pek az değiştirerek kullanan yapımcılar maalesef çoğu kişinin hevesle beklediği MM-8 için de aynı kodu kullanacaklarını bildirdiler, ondan sonra ise ne yapacakları henüz pek belli değil. Öte yandan Crusaders tamamen yeni bir grafik motoruna sahip, bu sayede 32 bit renk desteğini tutun da yüksek çözünürlüğe ve her türden efektlere kadar modern bir 3D oyundan beklenen görsel özellikleri oyuncuya sunuyor.

Ancak tabii bunun bir de bedeli var: Oyunu doğru düzgün çalıştırabilmek için biraz güçlü bir sistem gerekiyor. Gereken asgari sistem ihtiyaçları şöyle sıralanmış: Pentium 166 MMX işlemci, 32 MB RAM, 4X CD-ROM sürücü, 180 MB boş sabit disk alanı ve tabii ki Windows 95/98 işletim sistemi.

Ne var ki böyle bir sistemde oyunu düzgün çalıştırabilmek hayli zor, her şeyden önce grafikler güçlü bir ekran kartı kullanılmazsa tüm görsel çekiciliklerini yitiriyorlar. Bu yüzden P2-300 işlemci, en az 64 MB RAM ve yüksek kapasiteli bir grafik kartı, tercihen TNT2 işlemcili, kullanılması tavsiye ediliyor. Özellikle eski nesil grafik kartları oyunun grafik motorunun desteklediği pek çok işlemi yapamadıklarından ortaya bir hayli cansız sahneler çıkabiliyor. Genel olarak oyunda pek fazla hata mevcut değil, yani ciddi program çökmeleri ya da benzer sorunlarla pek karşılaşmadım. Bazı grafik problemleriyle karşılaşabilirsiniz, ancak bunlar büyük ihtimalle ekran kartınızın sürücüleri güncellenerek halledilebilir, halledemiyorsanız da program hatalarından kaynaklanıyordur, kendinizi fazla üzmeyin.


Büyülerin gücü mü?

Sende alışılmış olanın aksine, olaylar bu defa Erathia ve civarında değil, Might and Magic dünyasının başka bir kısmında geçiyor. Orada da elf, cüce ve insan ırkları gibi farklı türlerin kurdukları medeniyetler var. Senaryo kitaplardakiyle paralel değil ama çevre, kentler kısaca dünya ve olayların arka planı diziden alınma. Böylece oyun baştan sıkı bir alt yapı üzerine inşa edilmiş.

Senaryoya göre, Dark One’ın (her fantastik dünyada olduğu gibi bir tane gerçek kötü vardır) ruhsal enerjiden oluşan bir hapishaneye kapatılmış şeytani bir varlık olduğu ve Mortimer tarafından serbest bırakıldığı anlatılıyor. Bizim görevimiz ise Dark One’ın tekrar dünyayı ele geçirmesini engellemek. Bu noktada oyunun ana karakteri Drake devreye giriyor. Drake aslında sıradan bir maceracı, ancak olaylar geliştikçe bir kahramana dönüşüyor.


Ter’angreal?

Senaryo kitaplardakiyle paralel değil ama çevre, kentler kısaca dünya ve olayların arka planı diziden alınma. Böylece öykü baştan sıkı bir yapı üzerine inşa edilmiş. Şimdi işin ilginç tarafı, oyunda Ter’angreal denilen tılsımlar var. Bunlar özel güçler kazandırıyor. Mesela bir büyü sizi birkaç metre öteye ışınlayarak kapalı kapıları aşmanızı sağlıyor. En basiti Air Pulse dışındakiler belli bir sayıda atış yapma olanağına sahip. Yerde bulacağınız (evet hayrına bırakılmış) yeni Ter’angreal’ler ile toplayacağınız silahlar size hem saldırı hem savunma yetenekleri kazandırıyor.


Kapılar ve Duvarlar

Wheel of Time’in mekanları oldukça geniş, terkedilmiş kentler, gotik yapılar, kuytu mağaralar gibi pek çok yer var. Hem kapalı yerlerde klostrofobi yaşıyor hem de açık alanlarda düşman peşinde koşabiliyorsunuz. Mimari tasarımlara özen gösterildiği her halinden belli oluyor. Unreal motorunun bu görsel zenginliğe katkısı büyük. Zaten bu motorun mimari yapıyı çok iyi gösterebilme gibi bir özelliği var.

Dinamik ışıklandırma, yansıma ve özellikle de su yüzeyindeki dalgalanma gibi efektler çok gerçekçi ve güzel görünüyor. Tek sorun karakterlere ve canavarlara aynı dikkatin harcanmamış olması. Karakter tasarımında az çok özen kullanılmış, ancak karakter animasyonları da hiç gerçekçi görünmüyor. Sonuçta oyun geniş ve çok iyi tasarlanmış mekanlar kurtarıyor diyebiliriz.


Ne Dersin Usta?

İlerleyen bölümlerde terk edilmiş kentte kalıp kovalamayı bulduktan sonra White Tower’a saldıran düşmanları tek başınıza durdurmanız gerekiyor ve senaryo giderek ilginçleşerek gelişiyor. Wheel of Time’da tek kişi oynayabileceğiniz 13 tane bölüm var. Ama sanırım bu oyunun gerçek zevkine multiplayer oynarken varılıyor. En nefret ettiğiniz arkadaşlarınızı toplayıp büyüler ve karşı büyülerle bir büyücü düellosuna girebilirsiniz.

Oldukça iyi bir oyunun olmasına karşın ufak tefek eksikleri var. En iyi yönleri senaryosu, atmosferi ve mekan tasarımı. Grafikler ve sesler yeterli ama karakter animasyonları zayıf kalmış. Fakat bir gün yine bir grup iskeletle kapışırken arkasını kollamayı unutuyor ve kafasına aldığı bir darbeyle bayılıp tutsak düşüyor. Tabii Drake gibi bir adam için tutsaklık pek uzun sürmüyor, gardiyanlarını temizleyip serbest kalıyor, işte bu noktada işler artık sizin kontrolünüze giriyor.

Zırhın sağlam mı?

Crusaders oynanış tarzı açısından biraz Tomb Raider çağrışımı yapıyor, yani karakterinizi arkadan görerek yönetmek ve arada bir maceralarını hatırlatıyor, özellikle de oyun dünyası açısından. Ancak oyunun oynanış tarzında birtakım farklılıklar var tabii ki, bunlardan ilki kontrollerin ve kameranın alışılmamış bir biçimde düzenlenmiş olması. Genelde klavye ve mouse hareketleri doğrudan karakterinizi yönlendirecek şekilde ayarlanır, burada ise mouse öncelikle kamera açısını ayarlıyor. Tabii yine klavyeden karakterinizi doğrudan yönlendiriyorsunuz, ancak Drake mouse ile kamerayı ne yöne çevirirse o tarafta gidiyor, kamera açısı arttıkça da oyuna doğru dönmeye başlıyorsunuz. İlk başta bu yöntemin biraz tuhaf gelse de aslında oyunu biraz sıkıcı çok önemli kılmıyor. Çünkü kameraya bu şekilde hükmederek etrafa hızla göz atmanız mümkün olabiliyor, arkanızı kollamak için geri dönmek zorunda kalmıyorsunuz, bu da her taraftan düşman gelirken hızlı karar vermenize çok yardımcı oluyor.

Öyleyse ne duruyorsun?

Oyundaki düşmanların büyük bir kısmını çeşitli tip ve ebatta iskeletler oluşturuyor, her ne kadar bir zaman sonra kemik görmek sıkıntı verse de, sanırım bir ölüler ordusuyla kapışırken bu kaçınılmaz oluyor. Karakteriniz savaştıkça tecrübe kazanıp seviye atlıyor, temel istatistikler sabit olmuyor, tamamen verdiğiniz hasar, büyü ve yaşam gücü artıyor. Tabii bir de envanter yönetimi var, çeşitli iksirler ve silahlar buluyorsunuz. Bazı yerlerde karşınıza çıkan dükkanlardan bunları alıp satmak mümkün. Bazı silahlar ve zırhlar sihirli, bunlar ise yarattığı etkilerden belli oluyor. Zırhın ve silahın ne kadar güçlü olduğunu ekranda görebiliyorsunuz. Silah ve zırhlar kullandıkça yıpranıyor, sanırım bunu oyunu daha da zorlaştırmak için böyle tasarlamışlar. Büyüler ise bulunan büyü kitapları okunarak öğreniliyor ve en fazla üçüncü seviyeye kadar geliştirilebiliyorlar. Oyun haritaları oldukça geniş sayılır, ancak gidilecek yol genelde belli olduğundan kaybolmak pek mümkün değil. Her haritaya yeniden girdiğinizde düşmanlar ve gizli hazineler artarak yenileniyor.

Git ve dünyayı fethet!

Crusaders aslında hiç fena bir oyun değil, ancak en büyük eksikliği heyecan. Bu tür bir aksiyon oyununda olması gereken hareket ve sürprize sahip değil. Ayrıca bir sürü yere gitmek için saatlerce aynı haritaları boydan boya gezmek zorunda kalmak bir zaman sonra insanı feci şekilde bunaltıyor. Tabii zorluk seviyesini yükseltmek işi biraz renklendiriyor, çünkü sadece düşman sayısı değil haritadaki bazı yapılar da değişiyor, ancak bunlar yeterli değil. Uzun lafın kısası bu oyun uzun vadede yorucu olabilen bir yapım, monotonluk her şeye hakim olmaya başlıyor. Fakat yine de vaktiniz varsa, bir zaman öldürmek için iyi olabilir.


Grafikler

Yeni ve gelişmiş bir grafik motoru sayesinde görüntü kalitesi oldukça yüksek. Ancak karakter animasyonları biraz zayıf kalıyor.

Ses ve Müzik

Müzikler bir hayli iyi, atmosferi çok iyi yakalıyorlar. Ancak efektler pek tatmin edici değil.

Oynanabilirlik

Zorluk seviyesi yükseldikçe daha fazla akrobatik hareketler yaparak hayatta kalmak zorunda kalıyorsunuz.

Atmosfer

Oyun atmosferinde ciddi bir boşluk var, insanı pek heyecanlandırmıyor. Haritalar oyunun ilerledikçe daha tekdüze oluyor.


Editör Notu: 68

3D güzel grafik ama çok tekrara giren bir yapım.
Aksiyon türü için yeterince sürükleyici değil.

Minimum: Pentium 166, 32 MB bellek, 250 MB hard disk alanı
Önerilen: Pentium 300, 64 MB bellek, 32 MB 3D ekran kartı
Multiplayer: Yok
Grafik Desteği: Direct3D ve Software
Extra: Direct Sound, EAX desteği

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir