Oyun inceleme

Shogun: Total War (2000)

Savaşı kazanmanın şartı kalabalık bir ordu mu, akıllı bir lider mi?

Yapım: Creative Assembly
Dağıtım: Electronic Arts
Türkiye dağıtım: Aral İthalat
Tür: Strateji

Yukarıdaki sorunun cevabı hakkında fikir yürütmeye başlamadan önce yeterince faydalı ama aynı zamanda da eğlenceli bir kaynağa danışmak isterseniz oyun kütüphanesinden Shogun: Total War’ı çıkarıp biraz deneyin. Muhakkak ki faydasını göreceksiniz.

Ben bu ara başlıklara karşıyım

Aslında konuya bu kadar kesin bir giriş yapıp strateji oyunlarının kitabı yeniden yazılıyor filan gibi çığırtkanlıklar yapmak istemiyorum ama öyle oldu galiba. Ama kendiniz benim yerime koyun, aylar sonra nihayet hem ortalamanın üstüne çıkabilen hem de türü strateji olan bir oyunla ilgilenme fırsatı buldum. Duygularımı saklamak, her şeyi belli bir düzen içinde yavaş yavaş açıklamak için fazlasıyla heyecanlı olabilirim. Dolayısıyla paragraflar arasındaki olası atlamalar yüzünden boşuna derginizin alıcılığını oynamayın, söyleyemediğimi de demeyin.

Bir zamanların Defender of the Crown’ını ya da hafızanızı zorlamak istemiyorsanız geçen yılın Braveheart’ını hatırlamaya çalışırsanız ilk bakışta Shogun’un neye benzediği hakkında biraz fikir sahibi olabilirsiniz ama bu fikir tek başına çok da yanıltıcı olabilir. Tıpkı bir takım dizilerde Japonları sürekli yerde oturur gördüğümüz için ayakları olmadığı zannettiğimiz cehalet günlerimizdeki gibi. Gerçekten de oyunu oynamaya başladığınızda gerek oynanış tarzı, gerek savaş-strateji dengesi, gerekse de ağır ama sürükleyici temposuyla sözünü ettiğimiz diğer iki oyundan biraz farklılaştığını görüyoruz. Ana fikir: Uzakdoğulular uzaktan göründüklerinden farklı olabilirler.

Shogun’u son zamanlarda gördüğümüz tarih üzerine kurulu oyunlardan ayıran en önemli özellik, oyunun aslında iki ayrı oyuna bölünebilecek kadar dengeli ve detaylı bir şekilde hem turn-based stratejiye hem de real-time savaşlara ağırlık vermesi. Oyunun uzun hikayesi 1542’de son Shogun imparatorluğunun çökmesi üzerine Japonya’nın birbiriyle savaşan sekiz ayrı parçaya bölünmesiyle başlıyor. Siz bu sekiz hanedandan birinin liderliği görevini üstlenip Japonya’yı tekrar bir araya getirip büyük koltuğu da kendinize tahsis etmek için girdiğiniz amansız savaşlarda kazanmak ve akıllıca stratejiler uygulayarak hükümranlığınızı sürdürdüğünüz toprakları korumaya çalışacaksınız.

Ve hep yazmayı unutuyorum

Oyunun turn-based strateji cephesinde ilk işiniz kaynak toplamak, yeni teknolojiler ve askeri birimler araştırmak, yeni yapılar kurmak ve bu yapılardan yeni birimler elde etmek, diğerleriyle aranızda diplomasi kurmak ve korumak için anlaşmalara imza atmak gibi bildiğiniz şeyler var. Shogun’da araştırıp geliştirebileceğiniz farklı özelliklere sahip 12 ayrı askeri birim bulunuyor. Ancak savaşçılarınız kadar halkınıza karşı da sorumlusunuz. İyi bir yöneticinin ilk olarak halkının mutluluğunu ve güvenliğini sağladığından emin olması zorunludur.

Gerçi feodal yönetimlere alışkın olan Japon insanları Civilization’ın beklentilerinden daha az isyan çıkarıp başınızı ağrıtmıyor ama burada da işlerin yolunda gitmesi için gerekli koşullardan birinin halkın size inanması olduğunu unutmayın. Burada bir Civilization–Shogun karşılaştırması yaptığımı düşünmeyin. Çünkü her ne kadar birçok oyuna göre çok daha detaylı bir yönetim stratejisine sahip olsa da Shogun’un bu konuda Civilization’la karşılaştırılamayacak kadar ciddi açıkları bulunuyor. Örneğin bir eyaleti diğerinden ayıran hiçbir şey yok. Yani ne orada yaşayan nüfus, ne yaptığınız binalar ne de halkın durumu takip etmek gibi bir şansınız yok. Bir eyaleti ele geçirmek için o sınırlı içinde asker sokabilmek yeterli (fazlası olan eyaletlerde bu durum biraz daha farklı olsa da). Her bir eyalet en azından birkaç şehirden oluştuğu gerçeği düşünüldüğünde bu oldukça saçma. Böyle söylememe bakmayın, oyunda kesinlikle eyalet yönetimi eksikliği çekeceğinizi sanmıyorum. Çünkü büyüteci altına bir sürü başka önemli öğeyi de alan bir oyunda zaten mikro yönetim işi gereğinden fazla karıştırılırdı.

Bu arada savaş alanlarında bir önce de belirttiğim gibi sırf bu yönüyle bile Shogun: Total War ortalamanın üstünde bir oyun sayılacak kadar ince ayrıntılara sahip. Çünkü hükümranlığınız altında bulunan eyaletlerde yaşayan insanların özellikle duyarlı olduğu bazı konular var ve bunları göz ardı ederseniz bir anda kendinizi üstesinden gelemeyeceğiniz ciddi ayaklanmalarla karşı karşıya bulabilir ve göz göre göre eyaletlerinizi kaybedebilirsiniz. Daha önce oyunda sekiz ayrı hanedanlık olduğunu ve toprak mücadelesinin bu gruplar arasında geçtiğini söylemiştim ama bu sayıya bir de belli bir toprağı ve lideri olmayan ayaklanmalar ordusunu eklemek gerekiyor. Çünkü ne kadar düzenli bir yapıya sahip olmasa da bu ordu huzursuzluğun baş gösterdiği her noktada birden beliriverip siz daha ne olduğunu anlamadan topraklarınıza kendi bayrağını dikiveriyor. Topraklarınızdaki tehdit düşmanlarınız ya da isyancılar değil. Bir de askeri ayaklanmalar var ki onun çok daha tehlikeli olduğunu tahmin edersiniz. Bunun dışında sizinle bütünüyle bağımsız olarak gerçekleşen depremler ve hatta tsunami dalgaları durup dururken işleri zora sokabilecek diğer etkenler. İşte hükümranlığınızın devamı ve yayılıp genel kumandan ve onun altındaki birlik komutanları ve askerlerden oluşuyor. Ancak binlerce adamın söz konusu olduğu bir orduda tek tek askerlerinizi yönetmeniz söz konusu olamayacağına göre, ortalama 60-70 kişiden oluşan birliklerinizi yönetiyorsunuz. Bu savaşta giderken ürettiğiniz bu birlikleri tek atışlık birimler olarak görürseniz büyük bir hata yapmış olacaksınız. Çünkü iyi planlanmış sağ kanadı başarıyla sürdüren bir sonraki savaşa çok daha güçlü ve yetenekli olarak çıkacaklar. Yani bu oyunun bir de FRP yanı var. Ayrıca adamlarınızı sadece birer piyon gibi ölüme göndermek yerine gerçek birer asker gibi kaçmayı da biliyorlar! Tehlikenin yeterince uzaklaşıp kendilerini güvende hissetmeye başladıklarında ise durup sizden yeni emir bekliyorlar.

O zaman da benim yerime…

Gelelim Shogun’un kendini esas ortaya koyduğu ve çok daha başarılı olduğu real-time savaş bölümüne. Oyunun savaş ekranını ilk gördüğümde bunun Akira Kurosawa’nın destansı savaş sahneleriyle ünlü Ran filminden bir kare olabileceğini düşündüm. Gerçekten de oyun boyunca süren uzun savaşlarda ister kazanın ister kaybedin, kocaman bir arazi üstünde binlerce kişilik iki ordunun karşılaştığı, birbirine girdiği ve geride üst üste yığılmış ceset bırakarak tekrar çözüldüğü sahneler bütünüyle bir filmin kurgusal gerçekliği içinde gelişiyor. Sadece görsel olarak değil, savaşın gelişimi, birimlerinizin kendi başlarına geliştirdiği taktik ve tepkiler açısından da bu oyun kesinlikle benzerlerinden çok üstün. Her şeyden önce Shogun real-time savaş oyunlarında görmeye alışık olmadığımız bir yanıyla diğerlerinden ayrılıyor: Savaşa gönderdiğiniz bütün birliklerinizin kendi gelişim aşamaları var. Ordu hiyerarşisi bir sınırlarını genişletmesi için karşınıza çıkacak en temel stratejik hesapların bir bölümü bu. Diplomasi ilişkileriniz ise sadece diğer hanedanlarla sınırlı değil. Barbar dediğimiz Avrupalılarla da elçilik diploması ilişkileri kurabiliyorsunuz. Anlamadığınız bir dilde yazılmış anlaşmaların altına imza atma şansınız falan var, size kalmış. Bir de sevgili ninjalarınız kullanarak diplomatik suikastlar düzenleyebiliyorsunuz. Suikastlar ya bir elçiye ya da bir hanedan komutanına karşı işleme şansınız var. Bütün birimlerinizi ninja birliklerinden az zamanda tecrübe kazanıp başarı ihtimalleri yükseldiğinden ilk cinayetini işleyecek bir ninjayı daha zor bir görev olan komutan öldürme işine göndermeyin. Bu suikastların en güzel yanı videoları. Gayet zarif hareketlerle kurbanı hançer yapan adamları izlerken kendinizi olayın sonuçlarından çok görüntünün güzelliğine kaptırıyorsunuz. Gerçi 2 zafer iki de yenilgi olarak üzere toplam dört tane video hazırlanmış, bu olayı canlandırmak için ama her dakikada böyle komplolar kuramayacağınıza göre izlemekten sıkılacağınızı sanmıyorum.

Genel kumandan ve onun altındaki birlik komutanları ve askerlerden oluşuyor. Ancak binlerce adamın söz konusu olduğu bir orduda tek tek askerlerinizi yönetmeniz söz konusu olamayacağına göre, ortalama 60-70 kişiden oluşan birliklerinizi yönetiyorsunuz. Bu savaşta giderken ürettiğiniz bu birlikleri tek atışlık birimler olarak görürseniz büyük bir hata yapmış olacaksınız. Çünkü iyi planlanmış sağ kanadı başarıyla sürdüren bir sonraki savaşa çok daha güçlü ve yetenekli olarak çıkacaklar. Yani bu oyunun bir de FRP yanı var. Ayrıca adamlarınızı sadece birer piyon gibi ölüme göndermek yerine gerçek birer asker gibi kaçmayı da biliyorlar! Tehlikenin yeterince uzaklaşıp kendilerini güvende hissetmeye başladıklarında ise durup sizden yeni emir bekliyorlar.

Bugüne kadar hiç savaşta yer almadım ama bence çok gerçekçi ve mantıklı bu. Ayrıca binlerce insanı aynı anda savaşırken görmek daha önce karşılaştığımız bir şey değildi, tabii Kurosawa filmlerini saymazsak. Bu vesileyle oyunun 3D motoruna da saygılarımızı sunuyoruz.

Birileri can sıkıcı şeyler yazıyor.

Savaşın gidişatını belirleyebilecek bütün detaylar öyle iyi düşünülmüş ki hangi birini anlatsam bilmiyorum, hele de sayfanın alt sınırına bu kadar yaklaşmışken bütün bu güzellikler arasından seçim yapmak zorunda olmak çok zor. Yoğun bir sis altında savaş alanına doğru ilerliyorsunuz diyelim. Bu, ciddi bir gerginlik yaratan, önünüzü arkanızı görememenize neden olan bir atmosfer zaten. Sonra birden güneş açıyor, sis kalkıyor ve burnunuzun dibinde olan düşmanları görüyorsunuz, savaş arkadaşlarınızı. Bunlar hoş şeyler ama emin olun hepsi bu değil Shogun: Total War. Yapımcılarının 16. yüzyıla dayanan tarihi gerçeklerinden, gelişmiş 3D motoruna, çok çeşitli ve gerçekçi birimlerinden ilginç videolara, değişken ve etkin hava koşullarından özgün ara yüzüne ve burada bahsedemediğimiz multiplayer eğlencesine kadar ilginç, sürükleyici, eğlenceli ve özgün bir oyun. Kendinden başka bir şeye benzemeyen, yaratıcı ve şaşırtıcı bir strateji-savaş oyunu. İlginiz çekiyorsa şiddetle tavsiye ediyoruz.


Grafikler
Panoramik 3D araziler, iyi detaylandırılmış birimler, hava koşullarına bağlı olarak değişen görüntüleriyle oyunun grafikleri çok iyi.

Ses ve Müzik
Oyunun temasına uygun, seçme müzikler ve sesler de yerli yerinde. Kimsenin bir itirazı olacağını sanmam.

Oynanabilirlik
Özellikle kompleks yapısı göz önüne alındığında gayet iyi düzenlenmiş, sade bir arayüz.

Atmosfer
Müzikler ve görüntüler kadar oynanış da iyi bir biçimde desteklenen atmosfer sizi de azıcık hüzne, neredeyse kusursuzluğa sürüklüyor.

Editör Notu 92

Minimum: P233MMX, 32MB RAM, 400MB HD, 4x CD-ROM, 16-bit ses kartı ve AGP ekran kartı
Önerilen: PII 500, 128MB RAM, 1.2GB HD, 24x CD-ROM, 8MB TNT ekran kartı
Multiplayer: Var

Alternatif: Dark Omen

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir