Blog
Thief II: The Metal Age (2000)
Sanal Hırsızlık Sanatındaki Son Nokta

Kasvetli grafiklerle bezemiş sisli bir gecede sokak lambalarının titrek ışıklarının yarattığı gölgelerin içinden süzülerek, sarhoş muhafızların arasından geçmek veya ucuna su dolu küçük bir cam kap bağladığınız okunuzu yolunuzu aydınlatan fenerin üzerine patlatarak, sizin için su ve hava kadar gerekli olan karanlığı tesis ettiğinizde kendinizi gerçekten oyuna kaptırıyordunuz.

Elbette oyunun sürükleyiciliği sadece bizi etkilememişti oyuna. Başka oyun eleştirmenleri de Thief’deki büyülü atmosferin içine çoktan girmişlerdi ki oyun için tüm dünya basını da övgülerle dolu eleştiriler yayınlandı. Üstelik bu oyun Half Life, Rainbow Six gibi dönemdaş ve çok parlak oyunların arasından sıyrıldı. Ve sonunda her başarılı oyundan beklendiği gibi, Thief’in de devam oyununun yapılmasına karar verildi.
Çalmak Kolay Değildir
Thief II: Metal Age adından da anlaşılacağı üzere, oyunun arka planını oluşturan bizim ortaçağımıza benzer paralel bir dünyada, mekanik robotların, dev metal canavarların arasında geçen bir oyun. Elbette, her adımımızı attığımız yerden uzaydan gelmiş robotlar falan çıkmıyor. Bahsini ettiğimiz robotlar, insan yapımı, basit mekanik araçlar. İlk oyunu oynayanlar, kendilerine Hammers ismini veren ve bunlarla çalışan makineler kullanarak maden çıkartma, üretim yapma gibi olayları çözmüş bir topluluğun başımıza nasıl bela olduğunu bilirler. İkinci oyunda da Hammers grubunun mekanik konusunda bir hayli ilerlediğini, aslında tam olarak savundukları değerlerin anlamını yitirdiğini ve bu grubun artık kendilerini Hammers değil Mechanics olarak tanımladığını, robotlar ürettiklerini ve insanlığın başına bela olmaya başladıklarını görüyoruz ki, aslında pek de şerefli olmayan bir mesleği icra eden biri olarak dünyayı kötü sondan kurtarmak gibi şerefli bir göreve soyunuyoruz.

Dolayısıyla bu oyundaki adamımızın hırsız demenin eksik olduğunu düşünüyorum. Hırsız kelimesinin RPG jargonundaki bir yeteneği ifade ettiğini düşünürsek, adamımızın gizlilik ve casusluk konusunda uzmanlaşmış bir tür ortaçağ gizli ajanı olduğunu da düşünebiliriz. Yani aslında bu oyunda, Hidden & Dangerous veya Codename: Eagle oyunlarında yaptığımız şeyin ortaçağa uyarlanmış şekli yaptığımızı söylemek hiç de yanlış olmaz. Zaten oyunu oynadığınızda da göreceğiniz üzere, oyundaki grafikler 20. yüzyıla uyarlarsak, demir zırhlı gardiyanlar yerine etrafta otomatik silahlı adamlar yerleştirsek adamımızın üzerine kocaman bir kulaklık değil de siyah bir operasyon kıyafeti veya şık bir takım elbise geçirsek, fark edeceksiniz ki bir James Bond oyununu yönetiyorsunuz. Evet, bakın oyunda da olsa vicdanınızı rahatsız edecek bir kavramı, hırsızlığı ortadan kaldırarak sizi James Bond yapıverdim. İşte yazının gücü denen şey budur. Propaganda denen şey budur. Kabul edin, bundan sonra ne kadar Thief oynarsanız oynayın kendinizi gerçek bir hırsız gibi hissedemeyeceksiniz. Sizin artık bir parçanız hep James Bond.
Kolay Değil Demiştik
Thief II, gerçekten de kolay bir oyun değil. Birinci oyunda gölgelerin üzerinden yürüyerek yani başınızda, eliniz uzatsa size dokunacak bir düşmandan saklanabiliyordunuz. Dolayısı ile her yere zorlanmadan girebiliyor, zorlanmadan çıkabiliyordunuz. Tek yapmanız gereken düşmanınızı doğru ayarlamak ve nöbetçilerin başlarını diğer tarafa çevirdikleri anda bir gölgeden diğerine atlamaktı.
Thief II’de ise yapımcılar oyunu artık biraz zorlaştırmak gerektiğini anlamış gibiler ama bu sefer de işin ucunu kaçırmışlar gibi görünüyor. En kolay seviyede bile uğraşmanız gereken bir sürü fazla akıllı gardiyan, sınırlı ekipman ve sınırlı para kaynakları mevcutken, en zor seviyede oynarken çoğu görevde sizden tüm bu zorluklara ilaveten bir de kimseyi öldürmemeniz, nazik bir hırsız olmanız isteniyor. Yani, bir gardiyan bile sizi görüp üzerinize gelse oyuna baştan oynamayı göze almalısınız.
Işınız çünkü bu hergeleler bir kere gözlerini açtı mı onları bayıltmanız neredeyse imkansız hale geliyor.
Kadınlar Kolay Değildir
Thief II’de yapılan değişiklikler ilk başta göze çok büyük görünmüyor. Ancak oyunun fizik dinamikleri, zorluk seviyeleri, hikayesi, hikayenin işlenişi, rakipleri hatta rakiplerdeki değişikler nedeniyle oyunun oynanışında bile radikal değişiklikler olduğunu anlıyoruz. Elbette birinci oyunu oynayanlar için ikinci oyundaki değişiklikler, evkatorda yaşayan biri için kuzey kutbundaki gece ile gündüzlerin saatleri kadar anlamlı ve ilgi çekici olabilir ama oyunu Thief II’yi oynayıp bitirdiniz mi kendinizi tutamayıp birinci oyunu da oynayacaksınız.

Oyunun atmosferinin karanlık olması aslında Thief’in ticari başarısı için bir dezavantaj olabilir. Ne de olsa Unreal veya Quake 3 gibi renkli ve şatafatlı rakiplerinin piyasada dolaştığı bir dönemde bir FPS olarak piyasaya çıkan Thief II’nin görselliği olarak rakiplerinden aşağı kalacağı düşünülse de oyunun konsepti ile grafiklerini bütün olarak düşündüğünüzde aslında olması gerekenin bu olduğunu anlıyorsunuz. Yapımcıların da durumun farkında olduğunu ancak ticari başarı sağlamak oyundan anlayan anlamayan herkesin grafiklerin gösterişine kapılıp oyunu almak için sağa sola parlak grafikler koymak yerine gerçekten bir thief deneyimi yaşamak isteyen insanlara doğru atmosferi sunabilmek çabası içinde olduklarını düşünüyorum ve saygı duyuyorum.
Sonuç olarak Thief II mutlaka oynanması gereken oyunlar listenizde bulunmazsa kendinize bilgisayar oyuncusu demeniz abes kaçacağı bir oyun. Lafı biraz uzun oldu diyorum. Bunun Türkçesini söyleyecek olursak, oyunu mutlaka oynayın. Ufuklarınızın ve oyunlara bakış açınızın değişeceğini, First Person oyunların istendiğinde ne kadar orijinal olabileceğini göreceksiniz.
Bu arada thief’den bahsetmişken sevgili Sinan’dan da bahsetmek lazım. Çünkü bu oyunun gerçek bir fantazi olduğu gibi diğer First Person Shooter’larda da thief mantığı ile oynamaya başladığını hatırlayıp gülüyoruz. Delta Force’da veya Counter Strike’da hayvan gibi silahlarla iş bitirmek varken adamımız kasıp arkalardan dolanır, sessizce rakibine yaklaşır ve boğazına bıçağını batırıverirdi. Umarım askerlik gibi kolay geçiyordur ve döndüğünde kaçırdığı oyunları oynamak için bol bol vakti olur.
Grafikleri
Oyunun grafik motoru kasvetli ve sisli. Gece ve karanlıkta iyi canlandırıldığı oyunda grafikler atmosferin en büyük yardımcısı.
Ses ve Müzik
Mükemmellik kavramına en yakın şey bu oyunun sesleri olsa gerek. Karanlıkta ilerlerken sesler kulaklarınıza kadar sızıyor.
Oynanabilirlik
Zor bir oyun ama imkansız değil. Kolay seviyede oynayanlar için oyunu bitirme şansı var. Sıkı oyuncular için oldukça ağır.
Atmosfer
“Ben hırsızım” demenize yetecek kadar gerçekçi. Tek korkumuz bu oyunu oynadıktan sonra kapatıp hırsız olmaya kalkmanız…
Editör Notu: 82
Alternatif: Thief Gold