Blog
Dracula: The Resurrection (1999)
1897 yılında eski, büyülü bir evde bir grup yazar toplanmış, kendi aralarında muhabbet ediyorlardı.

Muhabbetleri öyle koyuydu ki bir anda korkunç bir fırtınanın koptuğunu bile hissetmediler. Fırtınayı farkettiklerinde ise eve dönmek için çok geç olmuştu. Fırtına o kadar büyüktü ve o kadar uzun sürdü ki, bir kaç gün boyunca evden hiç çıkamadılar. Bu sırada yazarlardan birinin aklına ilginç bir fikir geldi ve tüm yazarlara evin korkulu öyküsünü yazmayı teklif etti.
Ve böylece 1897 yılında fırtına sonucu eve hapsolan bir grup yazardan, iki büyük 20. yy korku klasiği çıktı. Bunlardan biri Mary Shelley’in Frankenstein’ıyken, diğeri Bram Stoker’ın yazdığı Dracula’ydı.
İşte şu an okuduğunuz oyun incelemesi France Telecom Multimedia’nın son şaheseri Dracula: Resurrection. Bram Stoker’ın Dracula’sının devamı niteliğinde. Oyun, romanın bittiği yerden başlıyor ve muhteşem grafikleri, olağanüstü demoları, özel efektleri ve kolay ve kısa bulmacalarıyla devam ediyor.
Adventure konusunda bu aralar zaten Fransız milleti yine yapabileceğinin neredeyse en iyisini yapmış. Neredeyse diyorum çünkü, eşsiz benzeri olmayan özelliklerin yanında bir kaç kusuru da yok değil.
Haydee, Sıcak Kana Gel!
Öncelikle demolardan bahsedelim. Şu kadarcık söyleyeyim, hayatımda gördüğüm en güzel başlangıç demosuna sahip ve inanılmaz atmosferik. Demosuna bu kadar muhteşem kılan ise animasyonların ve yüz ifadeleri. Animasyonların hepsi 3D ve hiç olmadığı belli olsa da bir filmden kesinlikle farksız. Wild Wild West’in demolarında yapaylık yok, karakterlerin yüzleri ve mimikleri ise (özellikle handaki kadın ve yaşlı adam!) iddia ediyorum, bilgisayar oyun tarihinin gelmiş en detaylı, en etkileyici ve en güzel. Kesinlikle çeneniz sarkacak.

Benim çok fazla önem verdiğim özellik (Wild Wild West’de bulamadığım), yani karakterlerin sadece mimiklerine ve hareketlerine bakarak ne hissettiklerini anlama olayı bu oyunda fazlasıyla ön planda ki, bu bilgisayar animasyon teknolojisi bakımından sevindirici bir gelişme. Ne yazık ki demolar bu başarıyı grafikler için söyleyemeyeceğim. Her ne kadar kendi oyununu uzunluğuna, benzerleri içinde yine en iyilerden olsa da, nedense bu oyun diğer tüm adventure’larda olduğu gibi bir soğukluk, bir ruhsuzluk var. Mesela ekrana baktığınızda hiç hareket etmeyen ve sembolik bir çizimi olan karakter yanına gidip konuşmaya başladığınızda bir anda harikulade gerçekçi bir demoya dönüşüyor.
Grafik-demo arasındaki bu çelişki de dolayısıyla atmosferi biraz baltalıyor. Hatta söyleyebilirim ki, bir ya da iki ekran haricinde oyundaki ekranların hiç birinde animasyon yok. Bir çok yerde araya demolar sokmuşlar, ama tüm oyun boyunca sadece fotoğraf albümüne bakar gibi ilerliyorsunuz. Hoş gerçi insanın gözün gösterip kara kare ilerlenen diğer oyunlarda olduğu gibi bu oyunda da 360 derece her yöne dönmeniz ve ayrıntılı ekran incelemeniz mümkün, ama yine de animasyon sürprizlerine ve yeterli hareketin olmaması böyle bir oyunun sağlaması gereken korku duygusunu vermiyor. Ses ve müziğe de her hangi bir şekilde laf söylememize gerek yok, çünkü bir korku oyunu için kesinlikle çok iyiler.

Gelelim oyunun can alıcı noktasına, bulmacaların zorluğuna. Öncelikle oyun kesinlikle 2 CD için kısa bir oyun. Biz dört arkadaş oyunu yarı uykular bir pozisyonda 6 saatte bitirdik, ki biraz şanslıysanız daha kısa sürede de biter. Bunun nedeni belki de bulmacaların kolaylığıdır. Bariz bir şekilde diğer tüm adventure’lardan daha kolay, hatta hayatımda gördüğüm en kolay adventure. Şatodaki bir kaç yer haricinde oyunda bulduğunuz objeleri nerelerde kullanabileceğinizi hemen anlayabiliyorsunuz. Bunlara bir de abuk bir bitiş eklenince, oyun geri kalan tüm özelliklerine rağmen, biraz doymuş insanı, belki de tadı damağında bırakıyor desem daha doğru olur.
Sonuç itibariyle, adventure konusunda ister profesyonel olun, ister hiç adventure oynamamış olun, bu oyunu mutlaka bir görün, oynayın. Yaşasın Fransız Adventure Yapımcı Şirketler Koruma Derneği!
Not: Oyunu bitirmemizdeki yardımlarından dolayı biricik dostlarımız ampr manyağı Doruk’a, ve sevgili Selim’e teşekkürlerimizi sunarız.
Alternatif
Atlantis
Sayı/Puan: Eylül 97 / 4,5
Lighthouse
Sayı/Puan: Şubat 97 / 3,5
Grafikler:
Demolar ve animasyonlar türünün kesinlikle en iyisi. Grafikler de fena değil, ama biraz donuk ve hareketsiz.
Ses ve Müzik:
Kusursuz. Özellikle dergide sabahları oynarsanız, hafiften “uyu” nidaları yükseliyor.
Oynanabilirlik:
Tek kolay bulmacaları var ve bir şeyler yaparken biraz fazla yürüyorsunuz.
Atmosfer:
Bir korku klasiğine olması gereken atmosfer fazlasıyla mevcut.
Editör Notu: 80
Her şeye rağmen piyasadaki en iyi adventure’lardan biri, ama oyun biraz kısa.
Minimum: Pentium 166, 32 MB bellek, 4 hızlı CDROM
Önerilen: Pentium 200, 64 MB bellek, 8 hızlı CDROM
Multiplayer: Yok
Grafik Desteği: 3D hızlandırıcı
Extra: Yok