Blog
The Sims (2000)
Sims, hiçbir nihai amacı olmayan bir oyun. Tıpkı hayat gibi…
Yapım: Maxis
Dağıtım: Electronic Arts
Türkiye Distribütörü: Aral İthalat
Tür: Simulasyon

Bir oyunu anlatmaya nereden başlanır? Genel ilke konusundan. Peki konusu bildiğimiz, yaşadığımız, ya da saplandığımız günlük hayat olan bir oyunu anlatmaya nereden başlanır? Sabah kalkıp kahvaltısını yapan, koşuya koşan, işe gidip gelen, acıkan, yemek yiyen, tuvalete giden, akşamları televizyon izleyip komşularla vakit geçiren, aşık olan, evlenen, çocuk yetiştiren, yani sıradan bir insan olarak siz ne yapıyorsanız onu yapan bir insanın hayatı nasıl anlatılır?
Bu sorunun cevabını çok da iyi biliyorum ama Maxis yine yapacağını yapmış ve son oyunu The Sims ile size yaşayabileceğiniz en sıradan ya da en sıradışı hayatı anlatan bir oyun çıkarmış ortaya. Daha böyle bir fikri ortaya ilk attıklarında bütün dikkatleri toplamışlardı üzerlerine. Şimdi oyunun çıkmasıyla birlikte gördük ki bütün o merakımız ve heyecanımız boşa değilmiş. The Sims şimdiye dek oynadığınız hiçbir oyuna benzemeyen yepyeni bir şey. Nereden başlayacağımı bilemeyişimin sebebi de bu.
Geçtiğimiz yılın başlarında, yani SimCity’nin son versiyonu SimCity 3000 ilk çıktığında da yine Maxis’in sihirli etkisine girmiş ve uzun süre bu oyunu oynamıştım ama bir sonraki adımın bu olacağı hiç aklıma gelmemişti. Yani şehrin canlı kalması için gerekli gördüğüm o mahalleleri bu yönden başka anlatılamayan insanların kendi başlarına birer karakter olup karşımıza çıkmalarını beklemiyordum. Aslında daha önce SimCity oynamış olanlar, bu oyunla belediye başkanlığından aile reisliğine terfi ettiklerini düşünebilirler.
Nereden Başlasak?
The Sims bir mahalledeki birkaç ev ve onlardan birinde yaşayabileceğiniz birkaç karakter arasından seçim yapabileceğiniz bir ekranla başlıyor. Size sunulan seçenekler ilginizi çekmiyorsa kendi evinizi ve kendi karakterlerinizi yaratabilirsiniz. Ama benim önerim, işe hazır bir ev ve karakter kullanarak başlamanız. Çünkü zaten bir Sim acemisi olarak uğraşmanız gereken çok şey olacak. Nasıl bir başlangıç yaptığınız oyunun gidişatı açısından son derece önemli ve her farklı başlangıç birbirinden çok farklı hayat hikayeleri anlamına geliyor. Tıpkı nasıl bir ailede doğduğunuza bağlı olarak kaderinizin çizilmesi gibi. Aslında nasıl bir karakter, nasıl bir ev, nasıl bir aile ya da ev arkadaşı seçerseniz seçin görüntüde yaptıklarınız arasında büyük benzerlikler var. Ama tüm bu benzerlikler her insanın acıktığında yemek yemesi gibi en temel ihtiyaçları karşılamakla yükümlü olmanızdan kaynaklanıyor. Yoksa kimse kanepede oturup pizzasını yiyen bekar bir adamla, çocuklarıyla masada oturup gevezelik ederek kendi hazırladığı yemeği yiyen bir adamın hayatının aynı olduğunu iddia edemez.

Diyelim ki bekar bir kadın olarak başladık Sim hayatımıza (evet, öyle başladık), kendimize bir de ev arkadaşı seçtik, yalnızlığın bir Sim için en hızlı bunalıma sokan şey olduğunu bildiğimiz için. Evimizle, arkadaşımızla, komşularımızla ve tabii bundan sonraki hayatımızla ilişkimiz kurmaya nereden başlayacağız? Öncelikle evimizde bir Sim’e en çok gereken şeylerin mutfakta bulunmasına dikkat etmeliyiz. Mesela tutup da bir bilardo masası edinmektense (zaten paranız da yetmez buna, henüz fakirsiniz), öncelikle banyoya bir lavabo almakta fayda var. Ya da terasa bir basketbol potası yapacağınıza mutfağa bir masa koyun, başlangıç olarak bu daha çok işinize yarayacaktır. Öncelikle sadece eşyaların hangi sırayla seçileceğini belirlemek değil, işleri sıraya koyarken de çok önemli. Yani günler geçmiş ve siz hala aradığınız işi bulamamışsanız ve Sim tanrılarının elinize bıraktığı para suyunu çekmek üzereyse sabahları ilk iş olarak kapıya gazete sarmalı ve hemen bir iş bulmaya çalışmalısınız. Gerçi bu oyunda her şey çok hızlı gelişir; bir Sim’in hayatında günler, haftalar hatta aylar çok çabuk geçer.
Burada önemli olan, Sim’in mutluluk seviyesini sürekli yüksek tutabilmek. Bunun için sadece çalışıp para kazanmak yetmez; sosyalleşmek, eğlenmek, dinlenmek ve tabii ki kişisel ihtiyaçları da düzenli olarak karşılamak gerekir. Eğer Sim’inizin ihtiyaçlarını ihmal ederseniz, işte performansı düşer, arkadaşlarıyla arası bozulur, hatta depresyona bile girebilir. Bu da oyunun en güzel yanlarından biri: Hayatın küçük detaylarının bile birebir oyuna yansıtılması.
Sim’lerinizin sosyal ilişkileri de en az maddi durumları kadar önemlidir. Komşularınızla iyi geçinmek, arkadaş edinmek, hatta aşık olmak bile mümkün. İsterseniz evlenip çocuk sahibi olabilir, isterseniz bekar hayatın tadını çıkarabilirsiniz. Oyun sizi hiçbir şeye zorlamaz, sadece seçenekler sunar. Bu yüzden The Sims, klasik “kazan-kaybet” mantığı olmayan nadir oyunlardan biridir.
Aslında bu oyunun asıl başarısı da burada yatıyor. Bir hedefi olmaması, sizi sürekli yeni şeyler denemeye teşvik etmesi ve her oynayışta farklı bir hayat hikayesi ortaya çıkarması. Kimi zaman kariyer peşinde koşan hırslı bir iş insanı olursunuz, kimi zaman sanatla uğraşan yalnız bir karakter, kimi zaman da mutlu bir aile babası. Hepsi size kalmış.
The Sims, bugüne kadar yapılmış en özgün simülasyonlardan biri. Hayatı olduğu gibi, abartmadan ve zorlamadan sunan yapısıyla uzun süre bağımlılık yaratıyor. Hedefi olmayan ama her an yeni bir hikaye üreten bu oyun, oyun dünyasında gerçek bir dönüm noktası. Sim dünyası da tıpkı bizim gibi düzgün bir iş olmayabilir kolay kolay kabul etmiyor ve onları yalnızlığa, dolayısıyla da mutsuzluğa itiyor. Ve Sim’inizi bir kez mutsuzla tanıştırıp tekrar toparlanabilmesi için çok uğraşmanız gerekebilir. Çünkü depresyona giren karakteriniz dünyaya küsecek, hiç bir şey yapmak istemeyecek, içine kapanacak ve tam anlamıyla gözünüzün önünde eriyip gidecek.
Neyin Var Bebeğim?
Bir Sim’i huzursuz ya da depresif yapan tek şey işsizlik değil elbette. Onlar da tıpkı sizin gibi gündelik hayatta olup biten her şeyin farkında ve hayatlarıyla ilgili bütün detaylardan bir şekilde etkileniyorlar. Çok iyi bir işiniz, komşularınızı kıskandıracak güzellikte bir eviniz, sizin için çalışan hizmetçileriniz bile olsa bir akşam düz ekranın karşısındaki kanepede otururken ağlamaya başlayabilirsiniz. Çünkü belki de hayatınızda yapabileceğiniz birinin bulunamamasıdır. Ya da sizi bu kadar bunaltan şey her gün aynı şeyleri tekrarlamaktır. İyi bir terapist olup Sim’inizin derdini anlamalı ve onun en iyi neyin geleceğine bir an önce karar verip harekete geçmelisiniz.
Bütün karmaşık yapısına ve hassasiyetine rağmen bir Sim’in hayattan beklediği şey o kadar da imkansız değil. En basit haliyle temiz ve bakımlı bir ev, düzenli yemek ve uyku, birkaç yakın arkadaş, sonra bir aşk, çocuklar, plazma TV, birkaç koltuk, bahçeye bir havuz, hızla yükselen bir gelir, barbecue partileri, kahretsin, onlar da bizim gibi işte! Yetinmeyi bilmiyorlar. Aslında isteklerin asla bitmemesine neden olan şey Sim’lerinizin sürekli gelişiyor olması. Gelir düzeyleri, sosyal ilişkileri, iyiye gittikçe karakterlerinizin konfor ihtiyacı da artıyor ve yaşam standartlarının da yükselmesi gerekiyor. Bu tip durumlarda yapmanız gereken şey bol alışveriş, tabii içinde bulunduğunuz duruma uygun şeyler almak koşuluyla.
Aslında şu yazıyı yazarken kendi Sim maceralarıma değinmeyi hiç istemiyordum çünkü The Sims oynayan insanlar biraz gözlemlerseniz askerden yeni gelmiş gibi suskunlaşırlar, bitmek tükenmek bilmeyen Sim anılarını anlattıklarına şahit olursunuz. Böyle bir durumda düşmek istemiyordum açıkçası ama bir yerde askerleri de anlamak lazım. Hem onlar da belki benim gibi deneyimi henüz yaşamadığı için bunları bilgilendirmek için konuşuyorlardır (oradan anılar paylaşarak). Bu kadar çok. Her neyse, yersiz de olsa bu kısa öz eleştirimi de verelim de sonra “hep kendi Sim’ini anlatıyorsun ama olmamış işte, ben daha iyisini yaparım, ne seni anlatıyorsun bu tatsız şeylerin” gibi ufaklıklar yapmayın.
Ne Diyorsam Onu Yap!
Biraz da teknik olarak ne yaparsanız neyle karşılaşacağınızı, neyin ne anlama geldiğini anlatalım. Gerçi bu başlık altında yazılabilecek sayfalarca detay var ama biz hepsini açıklamak yerine her Sim’i doğrudan ilgilendirecek birkaç şeye değinmekle yetineceğiz.
Her Sim doğuştan gelen bazı kişilik özelliklerine sahip, ancak bu özelliklerin ne yönde gelişeceği ya da etkisini kaybedeceği sizin ona neler yaptırdığınıza bağlı. Uzun bir süre oynadıktan sonra ona bakıp “ne biçim adam bu?” diyorsanız bu sizin bir şeyleri istediğiniz gibi yapamadığınızı gösterir. Daha açık konuşmak gerekirse, oynadığınız Sim’ler sizin aynalarınızdır. Söz gelimi oturup biraz çalışmasını önerdiğinizde size reddediyorsa sorun o değil sizin tembelliğiniz olabilir, ya da istemeden de olsa tembel bir neslin yetişmesine neden olduğunuzdur belki de. Ya da daha kötüsü: Sim’inizi mutsuz etmiş olabilirsiniz.

Bir Sim’i hayatı boyunca en çok ilgilendiren şey ruh halleri (Mood’lar) olacak. Ekranın altında bulunan ve son derece kullanışlı ve anlaşılır bir şekilde düzenlenmiş olan kontrol panelinden takip edebileceğiniz ve Sim’inizin temel ihtiyaçlarının ne kadarının giderildiğini gösteren Mood paneli elinizdeki en önemli anahtar. Buradan onun ne kadar aç, ne kadar konforlu, ne kadar temiz, ne kadar “sıkılmış” olduğunu ve enerjisinin yerinde olup olmadığını, sosyal yaşamının ne durumda olduğunu izleyebilirsiniz. Bunlar Sim’inizin temel dürtüleri ve bu temel dürtülere ne kadar çok tatmin edilirse gündelik hayat o kadar kolay olur. Yani bu panele baktığınızda yeşil renk kırmızıya ne kadar baskınsa Sim’inizin basit ihtiyaçları da o kadar iyi karşılanmış demektir, kendinizi tebrik edebilirsiniz! Ne yazık ki mutluluk bu kadar kolay elde edilen bir şey değil.

Söz konusu Sim olunca hiçbir sebep yokken huzursuzluk eden bir Sim bunu neden yaptığını anlamak için onun kişiliğini düşünmek ve buna bağlı olarak neye ihtiyacı olduğunu tahmin etmek zorundasınız. Ve tabii son olarak da bu ihtiyacı gidermeniz gerekiyor. Sim’inizi yeterince iyi tanımazsanız o kadar da zor bir şey değil. Ama kalabalık bir aileden sorumluysanız her biri için doğru olanı bulmak ve bu doğruları hepsi için bağdaştırmak için biraz sosyal psikoloğa dönüşmeniz gerekebilir. Ya da buna en hayatı iyi tanımak da diyebiliriz. Zaten The Sims’i bu kadar cazip kılan da bu. Oyunu oynamak için gerekli her türlü tecrübe ve bilgi aslında zaten hepimizin ve bu bilgi ve tecrübenin kaynağı her gün yaşadığınız hayattan başka bir şey değil.
Hayat Bir Karmaşa
Zaman kavramı bizdeki gibi işlemiyor olmasına rağmen bazı işler için ayrılan sürelerin uzunluğu da sinir bozucu olacak kadar abartılı. Ben hâlâ bir Sim’in her sabah 25 dakikasını niye tuvalette geçirdiğini anlayamadım, ya da nasıl olup da bir çöp poşetini mutfaktan bahçedeki çöp kutusuna taşımanın yaklaşık yarım saatine mal olduğunu bilmiyorum. Hele de bu gibi işlerin düzenli olarak tekrarlandığı oyunun genelinde zaman kullanımının çok kritik olduğu düşünülürse fazladan ve neye harcandığını bilmediğiniz bu dakika daha çok gözünüze batıyor. Bir şeyler gerçekten geç kaldığını fark eden Sim’in yapabildiği en iyi şey son anda atağa geçip koşması ama bunun da hiçbir taviz vermeden ağır hareket ediyorlar. Zaman bizimkinden daha avantajlı olarak kullanıldığı tek yer var, o da yemek.

İş ve Güç
Çalışan bir Sim’in oldukça sınırlı boş vakti olduğunu düşünürsek olursa o zamanlarını ne şekilde değerlendirdiği çok önemli. Hem onların çalışma koşulları bizim gibi değil, hafta sonu ya da bayram tatili diye bir şey yok, iyi bir Sim her sabah uyanıp işine vaktinde gider.
Grafikler
Göz kamaştırıcı değil ama bunun için sebep de yok. Ev hayatı üzerine kurulu bir oyun için kesinlikle tatmin edici.
Ses ve Müzik
Kusursuz. Çatı gıcırtıları, horlayan adamınız, bütün bu kulaklarınızın beklediği sesleri çıkarıyor. Müzik de yerli yerinde.
Oynanabilirlik
Çok kısa sürede nasıl oynayacağınızı kavramanızı sağlayacak bir arayüz sistemi. Sade, yeterli ve anlaşılır.
Atmosfer
Oyun sizi çabucak içine çekiveriyor. Bu oyunu ilk saatler insanlarla dolaşmaya başladıkça artıyor.
Editör Notu: 96
Minimum: Pentium 233, 32 MB bellek, 300 MB Harddisk Alanı, 8 hızlı CDROM
Önerilen: Pentium 300, 64 MB bellek, 300 MB Harddisk Alanı, 8 MB ekran kartı
Multiplayer: Yok
Grafik Desteği: Software – Maksimum 1024 x 768 çözünürlük
Extra: Yok